Karanlığın Yankıları

BÖLÜM 1

Yazar:

Karanlığın Yankıları - Emre Ulcay kitap kapağı
Karanlığın Yankıları kitap kapağı

“Bir kayıp, bir kuş, bir karanlık iz, Işığın uyanışı olacaktır o saklı giz.” 20 YIL SONRA İnsan kalabalıkların içinde de yalnız kalabiliyormuş. Kendi zihninin o dar, labirentimsi koridorlarında yaşamayı öğrendiğinde, dışarıdaki dünyanın gürültüsü sadece katlanılması gereken bir arka plan sesine dönüşüyormuş. Farklı olduğunuzu bilmeseniz bile insanlar size bunu her an hatırlatmak ve hissettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hele ki çocuklar… Onlar bu dünyanın en acımasız, en yalın dürüstlüğüne sahipler. Bunu ilkokula başladığım o ilk hafta, boğazımdan düğümlenen o sert yumru ile öğrenmiştim. Herkesin oyunlar oynadığı, kahkahalar attığı o okul bahçesinde yapayalnız kaldığımda, üstüme yapışan “istenmeyen çocuk” etiketine karşı koyacak gücüm yoktu. O gün sonsuza dek sustum. Artık üniversite üçüncü sınıftayım ama hâlâ o ilk haftanın yarattığı Rüzgâr olarak yürüyorum bu koca şehirde. Biraz geriden ve kalabalıkların biraz dışından. İstanbul fazlasıyla kalabalık ve yorucu bir şehir. Koca koca binalarda ve labirent gibi sokaklarda insanlar birbirine sürtünerek yaşıyor ama yine de herkes birbirinden birkaç adım uzakta. Koca bir karınca kolonisi gibiler sanki. Ama tuhaf olan şu ki; bu kadar dip dibe olup da aynı zamanda birbirlerinden fersah fersah uzak kalabilmeyi nasıl beceriyorlar? Bu mekanik soğukluk bazen beni dehşete düşürüyor, bazen de tuhaf bir şekilde rahatlatıyor. Belki de bu yüzden seviyorum bu şehri. Kimse kimseyi gerçekten tanımıyor, kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor. Böylece ben de kimseyi tanımak zorunda kalmıyorum. Her sabah altıda, şehir henüz tam anlamıyla uyanmamışken gözlerimi açıyorum. Bu katı alışkanlık bana halamdan kalan en net miras. O da sabahın kör karanlığında kalkar, evin içinde bir hayalet gibi sessizce dolaşırdı. “Gün erken başlarsa insanın aklıda toparlanır.” derdi. Küçükken halamın ne demek istediğini hiç anlamazdım ama şimdi anlıyorum. Sessiz saatler insanı kimsenin olmadığı bir yere saklıyor ve kendiyle baş başa kalabileceği güvenli bir alan sağlıyor. O saatlerde kaldığım yurdun koridorları sessiz ve etraf bomboş oluyor. Banyoya girmek için oda arkadaşım Eymen’in tuvaletten çıkmasını beklemek zorunda kalmıyorum. Eymen henüz uykunun sıcak kollarından ayrılamamış, yatağında ağır ağır nefesler almaya devam ediyor oluyor o sırada. Duşa girip buharlaşan aynaya bakarken yüzümde hep aynı ifadeyi görüyorum; kurallara bağlı, disiplinli ama göz altlarındaki o hafif morluklarla uykusuzluğunu ele veren bir çehre. Bazen sabahlar ise aynadaki bu yüz bana ait değilmiş gibi hissediyorum. Sanki maske takmış bir yabancıyı izliyorum yoğun bir pusun arkasından. Duştan çıktıktan sonra yatağımı topluyor, masamı düzeltiyor ve çantamı kontrol ediyorum. Defterlerim, o gün ihtiyacım olacak kaynaklar, hepsi yerli yerinde. Bir şeylerin tam olması gerektiği yerde durması içimdeki o tekinsiz boşluğu baskılıyor. En azından hayatımda kontrol edebildiğim, sınırlarını benim çizdiğim küçük detaylar var… İstanbul Aydın Üniversitesinde tam burslu olarak Felsefe bölümünde okuyorum ve üçüncü sınıftayım. Üç yıldır aynı yurtta kalıyorum. Okula bağlı özel bir yurt olduğu için odalar iki kişilik ve kendimize ait küçük bir banyomuz var. Yataklarımız odanın iki zıt köşesinde duruyor. Aralarında geniş sayılmayacak ancak bizi birbirimizin alanından koruyan darda diyemeyeceğim bir mesafe var. Çalışma masalarımız iki camın önüne yan yana yerleştirilmiş. Sabahın o soğuk, gri güneşi vurduğunda masaların üstünde uçuşan toz zerrecikleri havada asılı kalıyor, zaman o an yavaşlıyor sanki. Camın hemen yanındaki kalorifer peteği ise kış gecelerinde odayı ısıtıyor. Odanın iki tarafı, iki farklı dünya gibi. Eymen’in tarafı her zaman daha loş, daha karanlık. Kitaplarının hemen yanında özenle katlanmış küçük bir seccade duruyor. Duvarına asılmış gümüş çerçeveli bir Ayet el Kürsi tablosu var. Benim tarafım ise daha düzenli. Defterlerim, kalemlerim ve her sabah aynı yere koyduğum kitaplarım. Kapıdan içeri giren biri, odanın görünmeyen bir çizgiyle ikiye…

Bölümün tamamını WritePad'de oku