Karanlığın Yankıları

BÖLÜM 8 / İZLER

Yazar:

Karanlığın Yankıları – Emre Ulcay kitap kapağı
Karanlığın Yankıları – Emre Ulcay kitap kapağı

“Karanlık büyüdüğünde Ruhlar sessizleşir.” Gece yerini güneşin ilk ışıklarına bırakırken o eski fabrikanın arazisinden polis eşliğinde ayrıldık. Yağmur’la aynı arabaya bindirilmiş ve ifademiz alınmak üzere emniyete götürülüyorduk. Uzun ve zor bir gece olmuştu herkes için. Derya bizden saatler önce emniyete gönderilmiş olmasına rağmen orada bizi neler bekliyordu bilmiyordum. Ancak artık yalnız olduğumu ve bu işin içinden kolayca çıkamayacağımı anlamıştım. Kerem yoktu artık. O karanlık varlık da polislerin yanımıza gelişi ile kaybolmuştu. Ancak ruhumda bıraktığı soğukluk hala duruyordu. Nefes aldıkça ciğerlerim yanıyor, boğazım görünemez bir el tarafından sıkılıyormuş gibi daralıyordu. Kulaklarımda belli belirsiz uğultular geziniyordu. Arabanın camından şehri izlerken buldum kendimi. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen trafik çoktan yoğunlaşmıştı. İşe yetişmeye çalışan insanlar, okul servisleri, kaldırımda aceleyle yürüyen yüzlerce yabancı. Hayat onlar için normal rutininde devam ediyordu. Biz ise okula gitmemiz gereken şu saatte, polis arabasında emniyete doğru yol alıyorduk. Kısa bir an bakışlarım Yağmur’a kaydı. Başını cama yaslamış ve gözlerini kapatmıştı. Düzenli aldığı nefesleri ile uyuyakaldığını anladım. Gecenin tüm yorgunluğu çehresinden okunuyordu. Arabanın ön konsolunda bulunan telsizden ara sıra cızırtılı anonslar yükseliyordu. Söylenen kelimeleri seçemiyordum. Sesler birbirine karışıyor, anlamsız bir uğultu gibi doluyordu kulaklarıma. Bakışlarım tekrar dışarıya dönerken derin bir nefes aldım ve bende başımı cama yasladım. Önümde akıp giden yolu izlerken gözlerimin yavaş yavaş kapandığını hissedebiliyordum. Uyku beni içine doğru çekiyordu adeta. Bir süre sonra verdiğim savaşı kaybettim. Gözlerim kapanırken telsizden yükselen cızırtılar uğultuya dönüştü. Ve tam uykuya sürüklendiğim anda birinin kulağıma fısıldadığını duydum. “Kerem Aksoy...” Polis arabası emniyet binasının önünde durduğunda gözlerim kendiliğinden açıldı. Ne kadar süre uyuduğumu bilmiyordum. Boynum tutulmuştu, şakaklarımda ince bir sızı baş göstermişti. Camdan içeri gri sabah ışığı süzülüyordu. Güneş bulutların arkasından yüzünü göstermeye çalışıyor ancak gökyüzünü kaplayan gri tabaka buna engel oluyordu. Hava sanki içimde biriken kasveti bana somut olarak göstermek için can atıyordu. “İnin.” Kapıyı açan polis kısa ve sert bir sesle konuştu. Açılan kapının ve polisin otoriter ses tonu ile Yağmur irkilerek uyandı. Birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştığı bakışlarından belli oluyordu. Sonra bakışları bana kaydığında içine düştüğümüz gerçekliği idrak ettiğini anladım. İkimiz de tek kelime etmeden arabadan indik. Emniyet binasına doğru polis eşliğinde yürürken üzerime ağır bir yorgunluk çöktüğünü hissedebiliyordum. Bacaklarım kurşun gibi ağırdı. Her adımda dizlerim boşalacak ve kendimi yerde bulacakmış gibi hissediyordum. İçeriği girdiğimiz an Floresan ışıkların parlaklığı gözlerimi yaktı ve refleksle gözlerimi kısmak zorunda buldum. Koridorlar sabahın erken bir saati olmasına rağmen fazlasıyla kalabalıktı. Telefon sesleri, ayak sesleri, uzaktan gelen belli belirsiz bağırışlar, polislerin eşlik ettiği kelepçeli birkaç kişi, koşuşturan polisler. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyormuşçasına aceleci ve hızlı adımlar ile hareket ediyordu. Ama ben bütün bu karmaşanın içinde sanki görünmezdim. İnsanların arasından geçiyor ama hiçbirine gerçekten dokunamayacakmış gibi hissediyordum. Bize eşlik eden genç polisin yönlendirmesi ile kapının sağında kalan koridora yöneldik. Aklımda onlarca soru olmasına rağmen hiçbirini dile getirecek gücü kendimde bulamıyordum. Uykusuzluk, yorgunluk ve yeni uyanmış olmanın getirdiği tüm etkiler bedenimi esir almıştı. Koridorun sonuna ulaştığımızda bir kapının önünde durduk ve genç polis içeri girmemiz için kapıyı açtı. Bizi küçük bir bekleme odasına aldı. “Sizi çağırana kadar burada bekleyin. En kısa sürede size bilgilendirme yapılacak.” Polis konuşmamızı beklemeden kapıyı kapatıp çıktı ve odanın içine sessizlik çöktü.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku