Karanlığın Yankıları

Bölüm 1

Yazar:

Karanlığın Yankıları - Emre Ulcay kitap kapağı
Karanlığın Yankıları kitap kapağı

“Ama karanlık ne kadar büyürse büyüsün Her çağda bir ihtimal doğar, yırtılır o kör düğüm.” Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Tüm şehir uyuyor gibi görünüyordu ama rüzgâr uyumuyordu. O gece evrenin görünmeyen katmanlarında tuhaf bir titreşim kol geziyordu. Sanki varlığın kendisi, çok uzun zamandır beklediği bir anın eşiğinde nefesini tutmuş bekliyor gibiydi. Normalde kuzeyden esmesi gereken rüzgâr o gece tersine dönmüş, tüm şiddetini arkasına almış ve sokak aralarında garip bir uğultuyla dolaşıyordu. Pencereler titriyor, tabelalar sarsıldıkça etrafa ince ince iniltiler yayılıyordu. Gökyüzü ne tam siyahtı ne de tam anlamıyla lacivert. Bulutların üzerine kızıl bir gölge sürülmüş gibi kasvetli bir hava çökmüştü şehrin üzerine. Fırtına öncesi oluşan o uğursuz sessizlik tüm sokaklara yayılmıştı. Sanki şehir değil, zamanın kendisi bekliyordu. Şehrin merkezindeki devlet hastanesinde ise gece hiç de sessiz değildi. Üçüncü kattaki doğumhanede bir kadın acı dolu çığlıklar atıyordu. Doğumhanenin kapısında sırtını duvara vermiş bir adam sabırsızca bekliyordu. Terlemiş avuçlarını defalarca pantolonuna silmiş, bakışlarını koridorun sonundaki kapıya kilitlemişti. Adam koridoru aydınlatan floresan lambaların bir anlığına titreştiğini, içinin soğuk bir hava dalgası ile ürperdiğini hissetti. Anlık bir karaltı gelip geçti sanki koridordan. Hemşireler ve adam bu durumu elektrik hattındaki voltaja, koridorun bir yerlerinde açık unutulmuş bir camdan içeri sızan rüzgâra yordu. Oysa ne açık bir cam vardı hastanede ne de o gece şehirde elektrik arızasına dair tek bir kayıt... Doğumhanenin kapısı kapalıydı. İçeride fazlasıyla sancı, can acısı ve haykırış vardı. Dışarıda ise ter, korku ve endişeli bekleyiş saatlerdir sürüyordu. Zamanın ağır adımları yavaş yavaş ilerliyordu. Aynı hastanenin dördüncü katında, eski yoğun bakım servisinde bir oda vardı. Orada yatan adam on yıldır her santimini ezbere bildiği tavanı izliyordu. Yıllardır tek bir cümle dökülmemişti dudaklarından. Bedeni sanki ona ait değildi artık. Elleri hareketsiz, bacakları cansız ve tüm kasları donuktu. Dudakları konuşmayı unutmuştu. Ama gözleri hala yaşıyordu. İşe yaramaz bir bedene hapsolmuş, yaptıklarının ızdırabını çeken bir ruhtan farkı yoktu adamın. Sadece gözleri ile bir hayat sürdürüyordu. On yıl boyunca her gece aynı şeyi dilemişti içinden: bu ızdırabın artık bitmesini istiyordu. Bir zamanlar karanlığa karşı durmuştu o. Bir zamanlar zincirleri kırmaya çalışmış ve başarısız olmuştu. Ama karanlık onu affetmemişti. Şimdi kendi bedenine hapsedilmiş bir ruh gibi yaşamaya mahkûm edilmişti. O gece penceresi usulca aralandı. Şiddetli rüzgârın uğultusu ve soğuk hava dalgası sinsice odanın içine girdi. Perde hafifçe dalgalandı. Tenine çarpan soğuk hava akımı ile ürperen adamın gözünden tek bir damla yaş usulca süzüldü. Dudakları titredi ancak bu korkudan ya da üşümekten değildi. Gerçeği kabullenmenin, olacakları fark etmenin ferahlığı içine çökmüştü. Kimsenin duyamayacağı bir kelime yankılandı zihninin derinliklerinde. “Son geldi…” Saat tam 03:17 olduğunda monitördeki ritim aniden değişti. Önce yavaşladı. Sonra düz çizgiye tamamen yaklaştı. Sesleri duyan hemşire koşarak odaya girdi. Ama adamın yüzünde garip bir ifade vardı. Yıllar sonra ilk kez huzurla gülümsüyordu. Ne çırpınış vardı bedenin de ne de ruhunda korkunun ufacık bir zerresi. Kalbi tamamen durdu. Adamın kalbi durduğu anda odanın içindeki hava akımı değişmişti. Perde bir anlığına tamamen durdu ve donuklaştı. Zaman kısa bir an için tökezledi. Ve adamın göğsünden ince bir gölge yükseldi. Bir ruh. Yavaşça tavana doğru süzüldü. Sonra görünmeyen bir akıntıya kapılmış gibi hastanenin koridorlarına doğru ilerledi. Sanki bir çağrıyı takip eder gibiydi. Adamın kabinin durduğu sırada doğumhanede ışıklar titreşti. Sanki odanın içinden bir ışık topu yükselişe geçmişti. Ne ameliyat lambalarından ne de dışarıdan gelen bir yansımadandı bu… Odanın orta yerinden gelen bir ışık herkesin gözünü kör etmeye ant içmişçesine kendine yol açıyordu. Doğ…

Bölümün tamamını WritePad'de oku