13. Bölüm “Dövüş Antrenmanı 𓃬”
Yazar: Drama Quenn

M83-Wait ile okuyun arkadaşlar —-————— Rauf Karvelli, zihnime ilk düştüğü andan beri ruhumu tırmalayan, içimdeki tüm güdüleri saldır diye bağırtan pislik bir cellattı. İlk başlarda ona olan tiksintimin, nefretimin nedenini bilmiyordum ama ruhum biliyordu ve şimdi o kanlı elleriyle yeğenine sarılıyordu. Ona sarılan kollarındaki o sahte şefkat, tüylerimi diken diken etti. Kendi yeğenini tehlikeye atan o eller şimdi hiçbir şey yapmamış gibi merhamet gösteriyordu. Ona duyduğum öfke artık sıradan bir öfke değildi. Kemiklerimi eriten, zihnimi tek bir amaca kitleyen, öldür komutunu veren bir nefretti. Zarya ona sarıldığındaki o rahatlamış hissi gördüğümde omuzlarım düştü, sıkılan dişlerim gevşedi. Resmen onu bu duruma koyan adamın kollarında rahatlamış gibi duruyordu. “Ne oldu kızım?” Mavi bakışları benim üzerimdeyken Zar’a kurduğu cümle resmen vücudumun her bir yanına cam parçaları saplamıştı. Daha fazla bu tiyatronun içinde olmak istemiyordum. Yataktan kalkıp kapıya doğru yürüdüm ama ne yazık ki kapının önündeydiler. O şerefsiz adamla aramızda sadece Zarya vardı. Adama bakmadan Zar’ın sırtına dokundum. Amcasından ayrılıp bana baktığında duş alacağımı söyledim. Kapının önünden gittiklerinde tiksinerek o kapıyı kapattım. Nasıl bu kadar saf olabiliyordu Zarya? Bu ailenin içinde zehir gibi bir zekaya sahil olması gerekirken o çok saf, çok temiz kalıyordu. Banyoya doğru adım attığımda her bir adımımda zihnimdeki nefret çoğaldı. Fayansın soğukluğu çıplak ayaklarıma vururken aynadaki yansımamamla yüzleştim. Karşımda artık korkmuş o saf kız yoktu, nefretle bilenmiş bir yabancı vardı. Küvetin tıkacını kapatıp suyu ayarladım. Biraz olsun vücudumun rahatlamaya ihtiyacı vardı. Aynaya bakıp ellerimi lavabonun kenarlarına dayadım. Solgun yüzümü izlerken düşüncelerimi susturamıyordum. Son bir aydır yaşamadığım hiçbir şey kalmamıştı. Aldatılmıştım, babam öldürülmüş kimsesiz kalmıştım, kaçırılmıştım, camdan atlamıştım, adam vurmuştum, eski sevdiğim adam öldürülmüştü, çatışmanın ortasında kalmıştım ve bütün bunların sonunda değişmiştim. Bunca şeyden sonra değişmememin zaten imkanı da yoktu ama bir pişmanlığım vardı. Yanlış kişiye nefretimi yöneltmiştim, yanlış kişiyi vurmuş ve yanlış kişiye merhamet etmiştim. İçimdeki ses babamı da öldürenin Rauf olduğunu söylüyordu ve ben yanılmazdım sadece bir kapının ardında bir konuşmada duymam, kulak misafiri olmam gerekliydi çünkü Varkan bana söylemeyecek yine kendi üzerine toplayacaktı nefretimi. Eğer hissettiğim gibiyse o zaman bir saniye bile beklemezdim. O adamı sonu ne olursa olsun kendi ellerimle öldürürdüm fakat görüyordum, asla yalnız değildi ve teşkilatlanması çok güçlüydü. Gözlerimi kapatıp başımı geriye attım. Onu öylece öldüremezdim, ben ona ulaşıncaya kadar o beni kırk kez öldürürdü. Evet, geçmişte belki dövüşçüydüm belki silah eğitimimde vardı ama onlar kural ya da eğitim tanımıyordu. Ringin içinde rakibinin seni arkandan vurma lüksü yoktu ama Rauf arkamızdan saldırtmıştı ve bunu yapan da kendisi değil adamlarıydı. Oteldeki olayında arkasında ya da bir ayağında da onun olduğunu hissediyordum, bunu Varkan’a soracaktım çünkü tartışıyorlardı. Onunda kafasında soru işareti olduğuna emindim. Suyun dolduğunu gördüğümde suyu kapattım. Üzerimdeki kıyafetleri ağır ağır çıkarırken suyun köpürmesi için köpük çıkaran o toplardan atmıştım. O toptan çıkan meyveli tatlı koku banyoyu sararken yüzümde tatlı bir gülümseme oluştu.Belki buraya geldiğimden beri ilk kez minik bir gülümseme oluşmuştu yüzümde. Ayağımı küvete sokup sıcaklığına baktığımda idealdi. İçeriye girip uzandım. Kafamı mermere dayarken gözlerimi kapatmıştım. Parkta, annesi bankta oturken kaydırağa doğru koşan, kayan, sallanan o küçük kız ölmüştü. O masum kız artık yok olmuştu. Hatırlıyordum, ailemle geçirdiğim her bir anı, her bir sevinci. Onlar hakkında hiç kötü bir anım yoktu ve bu da bana bıraktıkları en güzel mirastı. Savaşabilir miydim? Evet, ben bir savaşçıydım ama bu dünyanın savaşçısı değildim. Ailemi bile koruyamamıştım, resmen ikisi de…