Giriş
Yazar: Valencia

Yıl 2011 iki katlı bir evin bahçesinde kız kardeşiyle oynayan bir kız, bahçede beraber piknik yapmak için birşeyler hazırlayan bir anne ve geleceğin planını yapan bir baba. Kızı bahçede kardeşiyle oynarken onun mutlu hallerini gülümseyerek izliyordu Erdem. Kızın mutluluğu onun için önemliydi. Ama ondan daha önemli işleri vardı. Bugün gidecekti ve kimse ona ulaşamayacaktı. Belki de kızının yüzündeki o gülümsemeyi, diğer kızının yapmaya çalıştığı o tatlıyı, karısının ellerinden bayıla bayıla yediği o yemekleri, erkek çocuğunun delikanlı hallerini göremeyecekti. Karısı içeride birşeyler hazırlarken yanındaki kağıt ve kalemi alıp yazmaya başladı; Sevgili karım... , Kızım Arya... , Ben tatlı kızım Ceren..., Oğlum Baran... Yazmayı bitirdiği an ona dolanan kolları hissetti ve arkasına baktı, karısı Emel'den başka kimse değildi. Yazdığı kağıtları hemen cebine koyarak sandalyeden kalktı ve kollarını karısına doladı. İkisi de birbirine sarılarak çocuklarını izliyordu. Emel, Erdem'de bir tuhaflık sezdi ama bunu dile getirmedi çünkü şuan mutlulardı ve bu anı bozmak istediği son şey bile değildi. Kocasına daha çok sokuldu, Erdem tam konuşacakken Arya geldi ve babasına sarıldı. "Babacığım Ceren'le oyun oynarken yanlışlıkla bebeğin kolunu çıkardım ama takamadım, yardım eder misin?" diye sordu. Erdem kızının peşinden ilerledi ve bebeğini düzeltti. O sırada Emel yere örtü sermiş üzerine de kek, poğaça, taze sıkılmış portakal suyu ve çocukları için birkaç abur cubur getirmişti. Hepsi beraber yemeklerin başına geçti, hepsinin kahkalarıyla, oynanan oyunlarla, Baran'ın Arya ve Ceren'i kızdırmasıyla birlikte akşama kadar vakit geçirdiler. Saat geç olunca Erdem son kez çocuklarına baktı, yanaklarından öptü ve odalarından çıktı. Üzerine bir ceket aldı ve kapıda duran karısının yanına vardığında da son kez onu da öptü. Karısına arkadaşımın arabası bozulmuş ona yardıma gideceğim yolda kalmış, demişti ve evden çıktı. Arabasına bindi ve gideceği yere doğru yola çıktı. Yaklaşık bir saat sonra ormanlık alanda arabasını durdurdu, birkaç dakika kendine süre verdi ve arabadan indi. Ormanlık alanda baya ilerlerken ne olduğunu anlayamadan kafasına bir silah dayandı ve ağzının üzerine bir bez parçası bastırıldı. Erdem'in kalbi hızla atarken en son gördüğü şey bir ağaçtı ve gözünün önünden ailesi geçti. 🌳 Emel kocası gelene kadar uyumayacaktı içinde kötü bir his vardı. Erdem'in gitmesi üzerinden bir saat, iki saat derken dört saat geçmişti. Kocasından haber yoktu ve neredeyse sabah olacaktı. Kapısı çalındı ve görmeyi istediği kişi Erdem'di ama kapıyı açınca gördüğü yüz kocası değil üç tane polisti. Bir tanesinin elinde bir kağıt vardı ve Emel'e bakıyordu. "Emel Soydan siz misiniz?" dedi ve Emel donuk bakışlara kafasını salladı. İçinde bir şeyler koptu, ne olduğunu az çok tahmin ediyordu ama kabullenmek istemiyordu. "Eşiniz... Erdem Soydan, saat 02:18'de yaptığı bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir. Başınız sağolsun. Gerekli işlemler için bizimle gelmeniz gerekiyor." diye konuştu ve Emel'in gözünden bir damla yaş aktı, görüş alanı karardı ve hatırladığı tek şey Arya'nın anne babam nerede, ne oluyor, sorusuydu.