Karanlığın Gelini

3. korkunun ilk yankısı

Yazar:

Karanlığın Gelini - Hesmiem kitap kapağı
Karanlığın Gelini kitap kapağı

Uzun ve sancılı geçen gecenin ardından sabah, olağanüstü bir sessizlikle doğdu. Kuşlar dahi ötmekten çekiniyor sanki yaklaşan fırtınayı sezmiş gibi susuyordu. Gökyüzü, kan kırmızısı ile kül rengi arasında gidip gelen bir renge bürünmüş, sabahın habercisi sis, vadinin üzerine ağır ağır yayılmıştı. Şatonun yüksek kuleleri, sisin içinden birer hayalet gibi yükseliyor, taş duvarlara sinmiş nem sabah ışığında solgun bir parıltıyla titreşiyordu. Gece, son nefesini vadinin soğuk taşlarına bırakmıştı. Güneşin istilacı ışığı yükselirken sessizlik çatlamaya, uzaklardan gelen ses, huzuru parçalamaya başladı. Kalabalığın uğultusu, sabahın serin rüzgarına karışarak dalga dalga yükseliyor, şatonun demir kapılarına çarpıyordu. İnsanların sesinde öfke, korku ve beklenti birbirine karışmıştı. Her geçen an büyüyen o uğultu, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Dün gece yalnızca benim duyduğuma inandığım o sesleri, meğer herkes duymuştu. Şimdi korku, halkın damarlarında buz gibi akıyordu. Yıllar öncesinin kanlı gecesinden geriye kalan haykırışlar, bu toprakların üzerine çökmüş, şimdi ise yeniden can bulmuştu. Artık koridorlarda fısıldanan sözler gizlenmiyor, açıkça dile getiriliyordu. Ben, bu topraklara yıkım ve lanet getiren kişiydim. Şafakla birlikte köylüler, güneşin ilk ışıkları daha toprağa düşmeden demir kapıların önünü doldurmuştu. Pencereye doğru yaklaşarak uykusuz gözlerimi dışarıya çevirdim. Görüş alanıma kapılar düşmüyordu fakat aşağıdan yükselen bağırışlar buraya kadar ulaşıyordu. Çocukken o dehşeti gören yaşlılar, yeni bir savaşın kaçınılmaz olduğuna inanıyor, yıllar önce yok edildi sanılan yaratıkların uykularından uyanacağından endişeleniyordu. Her ne kadar koridorda birileriyle karşılaşmak istemesem de cesaretimi toplayarak odadan çıktım. Odamın bulunduğu koridorda oyalanan şato çalışanları, özellikle burada toplanıyor, bir köşede fısıldaşıp duruyorlardı. Koridora çıktığımı görünce bıçak kadar keskin olan bakışların hepsi üzerime dikildi. Sırtımı delen nefret dolu gözleri görmezden gelerek koridorun sonunda olan ve demir kapıların göründüğü balkona doğru adımladım. Taş korkuluklu küçük balkona çıkınca kapıların dışında toplanan halkı gördüm. Her geçen an büyüyor, birbirlerinin korkusundan cesaret alan insanlar şatonun önüne akın ediyordu. Onlarca muhafız, kapıların önünde sıralanmış hareketsiz birer taş heykel gibi duruyordu. Demir parmaklıkların diğer tarafında ayaklanan halk yokmuş gibi sessizce bekliyorlardı. Ne var ki bu sessizlik, havadaki gerilimi daha da dayanılmaz kılıyordu. Kalabalığın öfkesi, şatonun taş duvarlarını yumruklayan bir fırtına gibiydi. Bağırışlar, tehditler, öfke dolu nefesler. Hepsi birleşiyor, taş duvarların ardında bile ruhuma işleyen bir uğultuya dönüşüyordu. O sesler sadece dışarıda değil, kulaklarımın içinde, damarlarımda dolaşıyordu. Herkesin gözünde gördüğüm tek şey vardı. "Ateş." Kendi kendime muhafızların bu şatoyu son nefeslerine kadar savunacaklarına inanmaya çalıştım. O demir kılıçların, kalabalığın öfkesine karşı bir duvar örüp beni koruyacağını hayal ettim. Ama zihnim bana ihanet ediyor, kapıların bir anlığına açılışını, ellerin üzerime kapanışını ve beni sürükleyerek taş merdivenlerden aşağıya çekişini görüyordum. Çığlıkların arasında alevlerin yükseldiğini, dumanın ciğerlerimi doldurduğunu, tenimin ateşte kavrulduğunu hissediyordum. Yine de kendimi kandırmaktan başka çarem yoktu. İçimdeki korku her bağırışla daha da büyürken tek tesellim muhafızların sadakatine, lordun varlığına ve bu şatonun sarsılmaz duvarlarına inanmaktı. Sanki onların kalkanları yalnız bedenimi değil, ruhumu da koruyacaktı. Gerçeğin ne olduğunu bilmeme rağmen kendimi buna inandırmaya çalışıyordum, çünkü biliyordum, tutunacak bir yalan bile umutsuz bir hakikatten daha yaşatıcıydı. Kendi düşünce deryamda boğulurken dalgın bakışlarım, avluya doğru kaydı. Ve onu gördüm. Aşağıda, kapıların önüne doğru ilerleyen o karanlık figürü. Lord. Attığı her adımda sanki ayağının altındaki taş döşeme yerinden oynuyor, tüm zemin onunla bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku