Karanlığın Gelini

2. uçurumun kıyısında

Yazar:

Karanlığın Gelini - Hesmiem kitap kapağı
Karanlığın Gelini kitap kapağı

Pencerenin kenarına konan küçük kuş, titrek ayaklarıyla bıraktığım ekmek kırıntılarının arasında geziniyordu. Narin gagasıyla kırıntılara dokunurken donuk bakışlarım uzun süre o kırmızımsı tüy yumağının üzerinde gezindi. Yediğim her lokma ağzımda büyüyor, boğazımdan geçerken içimde ince bir yanık bırakıyordu. Bu, şatoda geçirdiğim yedinci kahvaltıydı. Tam bir haftadır bu taş duvarlar arasında, bu bilinmezliğe gömülü odada yaşıyordum. Ya da daha doğru bir ifadeyle tutsak ediliyordum. Kapım kilitli değildi ama dış dünya, tanımadığım insanların sessizce yargılayan bakışları zincirden daha ağırdı. Hizmetçiler, bana saygılı davranıyor odaya yemek ve temiz kıyafet getiriyordu fakat koridorlara adım attığım anda gözler üzerime yapışıyor her biri içimde bir tiksinti hissi uyandırıyordu. Beni gören herkesin bakışında tek bir ortak nokta vardı, bir yabancıya hatta belki bir tehdide duyulan soğuk merak. Sanki bir cam fanusun içinde sergilenen tuhaf bir örnek gibi izleniyordum. Gecelerse uykudan çok başka bir alemin uyanışıydı benim için. Rüyalarıma her gece aynı karanlık figürler sızıyor tanımadığım bir ismi ısrarla çağırıyorlardı. Gölgelerden çıkan soğuk ellerin vücudumda gezinen dokunuşlarını hissediyor o anlarda çığlık atmamak için kendimi katı bir taş gibi kasıyordum. O dokunuşlar gerçek miydi yoksa zihnimin bana oynadığı bir oyun mu emin olamıyordum. Uyanıkken zihnime doluşan anılar ise parçalanmış bir aynanın yansımaları gibiydi, her biri başka bir yüz, başka bir zamana aitti ama hiçbiri ben değildi. En sık tekrarlanan görüntüde bir kadın telaşla "Marianne!" diye sesleniyordu. O isme tutunuyordum. Belki bendim o. Belki de o kadının kaybettiği başka biriydi Marianne. Ama kendim ve hayatım hakkında en ufak bir iz bile yoktu zihnimde. Anılarım, devasa bir tuvalin köşelerine rastgele serpiştirilmiş birkaç fırça darbesinden ibaretti. Ne yön gösteriyor ne de bütünü açıklıyordu. Tablo tamamlanmadan yarım bırakılmış bir hikayenin solgun izleriydi adeta. Bahçede tek başıma dolaşmak ise içimde anlaşılmaz bir huzursuzluk uyandırıyor, beni tedirgin ediyordu. Bu yüzden kendimi odanın güvenli ama boğucu yalnızlığına hapsetmiştim. Günlerimi büyük oranda pencerenin önünde saatlerce gökyüzünü izleyerek geçiriyor, sessizlik bazen dostum bazen de en acımasız celladım oluyordu. Ve en kötüsü ne zaman bu yabancı rüyaların susacağını ne zaman bu taş duvarlardan kurtulacağımı bilmiyordum. Belki de kaçmayı denemeliydim. Fakat bu taş duvarların ardında beni bekleyen tek şey, sokakların acımasız soğuğunda kaybolmuş günahkar ruhlar, açlıkla suskunlaşmış bedenler ve yapayalnız hiçlikti. Gözlerim, odanın bir köşesinde duran hayali bir noktaya takılmışken aniden çalan kapı sesiyle düşüncelerim dağılmış içime çöken sessizlik çatlamıştı. Kapı hafifçe aralandı. Birkaç saniyelik tereddüdün ardından içeri süzülen genç kıza dönerek baktım. Genellikle bu saatlerde uğramazdı. Adının Anna olduğunu öğrendiğim hizmetçi odanın ortasına kadar ilerleyerek zarif ama mesafeli bir ifadeyle konuştu. "Başdanışman sizinle konuşmak üzere bahçede bekliyor. Size eşlik edeceğim." Yanıt vermek yerine yalnızca başımı usulca salladım. Havalar, giderek ısındığından dolayı sadece yün şalı omuzlarıma sararak Anna'nın ardından ağır adımlarla merdivenlere yöneldim. Bilinmezliğe doğru attığım her adımda içimde bir titreme beliriyor kalbim, neyle karşılaşacağını bilmeden korkuyla karışık bir umutla çarpıyordu. Bahçeye vardığımızda rengarenk çiçeklerin yayıldığı o sarhoş edici koku içimi bir anlığına yumuşattı. Baş döndüren bu güzelliğin ortasında nergislerin hemen kenarında duran yaşlı adamı görünce kendimi toparlayarak ürkek adımlarla ona doğru yürüdüm. Ne söylemem gerektiğine dair zihnimde net bir düşünce yoktu sözlerim eksik mi, davranışlarım yeterli mi kestiremiyordum. Karşımda duran o vakur adamın varlığı, üzerime görünmez bir ağırlık gibi çökerken saygımı ifade etmenin en sade yolunu seçerek başımı usulca öne eğdim. "Sizi selamlıyorum, efendim." dedim dudaklarımdan dökülen kelimelerin tit…

Bölümün tamamını WritePad'de oku