1. başlıyor
Yazar: Hesmiem

Kendinizi ne kadar sıklıkla yalnız hissedersiniz? ... Bedenim, buz gibi zeminin sert dokusuna teslim olmuşken iliklerime kadar titrediğimi hissediyordum. Kaslarım uyuşmuş sanki bedenimle zihnim arasındaki bağ kopmuştu. Sanki bedenimin her kıvrımına dolanmış ağır zincirler hareket etmemi zorlaştırıyordu. Bilincim, sislerin arasından süzülerek uyanıyor ama bedenim ona karşı direniyordu. Birbirine yapışmış göz kapaklarımı açmak için harcadığım güç bile bedenimin ne denli güçsüz düştüğünü hissettirmeye yetiyordu. Sonunda büyük bir çabanın ardından kirpiklerimin arasından sızan cılız ışıkla oda hafifçe şekillenmeye başladı. Görüşüm odaklanmaya çalıştıkça dünya etrafımda dönüyor sağır edici bir uğultu kulaklarıma doluyordu. Güçlükle, titreyen ellerimle tozlu zemine tutunarak doğrulmaya çalıştım. Dizlerimin üzerine yükselmeye çalışırken vücudum sanki başkasına aitmiş gibi yabancı hissettirdi. Soğuktan ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan sırtım taş kesilmiş gibiydi, acıyı bile zor hissediyordum. Sırtımda hissettiğim karıncalanma ve uyuşukluk sanki tüm bedenime doğru yavaşça yayılıyordu. Yorgun gözlerimi bir süre ağır ağır etrafta gezdirerek nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Rüya mı yoksa gerçeklik mi olduğunu anlamayan şaşkın bakışlarım bir süre etrafta gezindi. Kasvetli ve loş bir odanın ortasında, soğuğun damarlarıma kadar işlediği bir yerdeydim. Işığın geldiği tek yer tavanda bulunan rengarenk küçük kare camlardı. Renkli vitraylar, ışığı cılız ve kırık yansıtıyor duvarlara solgun gölgeler düşürüyordu. Bir süre yerimde sessizce oturarak düşüncelerimi toplamaya çalıştım ama zihnim, bomboş bir uçurum gibiydi. Bulunduğum yerin yabancılığı, içimde tanımlayamadığım bir huzursuzluk uyandırıyordu. Oturduğum yerde hareketsizdim ama zihnim bir girdabın içinde savruluyordu. Ne kadar uğraşsam da düşüncelerim bir araya gelmiyor kopuk ve dağınık imgeler dışında hiçbir şey bulamıyordum. Burası neresiydi? İçimi kemiren bu soruyla etrafıma baktım ancak yanıt yerine derin bir sessizlik karşılamıştı beni. Nasıl gelmiştim buraya? Burada mı uyumuştum? Sonra kalbimi sıkıştıran o tekinsiz soru zihnimin derinliklerinde yankılandı. Ben... kimdim? Zihnimde yankılanan son soruyla göğsüme bir ağırlık çöktü, bir anlığına nefesim kesildi. Kendi adımı, geçmişimi, bana dair en ufak ayrıntıyı bile hatırlamıyordum. Beynimde bir yankı gibi dolanan bu bilinmezlik, bedenimi saran soğuktan daha keskin daha acımasızdı. Hatırlamaya çalıştıkça zihnimin karanlık dehlizlerinde beliren görüntüler birbirine karışıyor, hiçbir anlam ifade etmeyen anılar halinde gözlerimin önüne seriliyordu. Zihnimi işgal eden her bir anı gözümün önünde canlanarak beni geçmişin tozlu sayfaları arasında bir yolculuğa çıkarıyordu. Bileğimde bulunan küçük kesiğin üzerinde parmağımı yavaşça gezdiriyorum. Kızıl bir damla çizgi halinde süzülerek yere damlıyor. Bir şeyin arkasından koşuyorum ama neye yetişmeye çalıştığımı bilmiyorum. Devasa bir gölge gibi önümde uzanıyor. Bağırıyorum, durmasını istiyorum. Parmaklarımın arasında ince, gümüş bir çatal var. Çatalı tutan elim titriyor. Görüntüler zihnimi istila ederken başıma keskin bir ağrı saplandı. Aynı anda gözümde canlana kesik ve gereksiz anılar kendim hakkında önemli hiçbir şeye sahip değildi. Bir şeyler hatırlamaya çalıştıkça kafama adeta iğneler batıyormuş gibi keskin bir ağrı saplanıyor dudaklarımın arasından kopacak hıçkırıkları kontrol etmeye çalışıyordum. İnsan kendini unutabilir mi? İçimde bir yerlerde bu sorunun cevabını biliyordum. Fakat bilmek ile hatırlamak arasındaki uçurum, içine düşmekten korktuğum bir karanlığa açılıyordu. Nefes alış verişlerim gittikçe hızlanıyor kalbim, göğüs kafesimi yırtarcasına hızlı atıyordu. Paniğe kapıldıkça beynime hücum eden düşüncelerle ellerimin ve ayaklarımın yavaşça uyuştuğunu hissettim. Kanım damarlarımda ağır ağır akıyordu sanki. Başımı kaldırmaya çalıştığımda ensemde bir ürperti hissettim sanki beni gölgelerin arasından izleyen biri vardı. Boğazım kurumuştu, nefes alırken ciğerlerime dolan rutube…