SON
Yazar: Sümeyye

Hikayede geçen bütün olaylar, yerler, isimler hayal ürünüdür. SON Ellerime baktım. Avuçlarımda karımın ve doğmamış çocuğumun kanı vardı. Senin kaderin kan ile yazılmış. Sen sevdiklerinin kanıyla boğulacaksın. Sen kan ile öleceksin. Zihnimdeki ses konuşurken ellerimi yumruk yapıp hafifçe bacaklarıma vurdum. Bu kan avucumdan zor silinirdi. Ne oldu? Kaybedince mi anladın? Geç kalmıştım. Çok geç kalmıştım. Karım ve doğmamış çocuğum yaşayacak mıydı, ben yaşayabilecek miydim? Sen neden yaşayasın? Kalk kendini öldür onlarda yaşasın. Onlar senin yüzünden bu hale geldiler. Yumruklarımı sertçe ve şiddetle bacaklarıma vururken çaresizdim. O akan kan benim olmalıydı kızımın veya karımın değil. Ellerim sertçe tutulduğunda durdum. Başımı kaldırıp karşıma baktığımda annem çaresizce bana bakıyordu. Ben kimseyi koruyamıyordum. Annem beni kendine doğru çekip sarıldığında sırtımı sıvazlamaya başladı. Alnımı omzuna dayadım. “Anne.” Sesim ilk defa titremişti. “Anne.” Sesim titriyordu. “Oğlum.” Annemin de sesi titriyordu. “Anne koruyamadım.” Yanağımdan akan ıslaklığı hissettiğimde sessizce akmalarına izin verdim. “Anne ailemi koruyamadım.” Omuzlarımın sarsıldığını hissettim. Babamın ölüm haberi de beni yıkmıştı ama karımın ve doğmamış çocuğumun yaşayıp yaşamayacağını bilememek beni daha çok yıkıyordu. Öylece annemle ne kadar kaldık bilmiyorum. Ben sakinleşene kadar annem bana sarılı halde yerde dizlerimizin üzerinde durduk. Geri çekildiğimde annem elleriyle yanaklarımdaki kurumuş yaşları silip kollarımdan tutarak beni çöktüğüm yerden kaldırdı. Beni asıl çöktüğüm yerden karımı ve çocuğumu sağ bir şekilde görmek kaldıracaktı. Annem kendiyle birlikte beni bekleme koltuklarında oturttuğunda ellerimdeki kanı gördüğüm an oturduğum yerden kalktım. Kanları elimden çıkartmam gerekiyordu. Caner’e baktığımda gözlerimle annemi gösterdim. “Annemin yanında dur.” Yürümeye başladığımda annemin sesini arkamdan duydum ama dönüp bakmadım. “Mert onunla git oğlum.” Adım seslerini duyduğumda sola döndüm. Koridorda yürümeye devam ederken koridorda kimse yoktu. Tuvaletin olduğu yere geldiğimde kapıyı açıp içeri girdim. Lavabonun başına geçip musluğu açtım ve ellerimi suyun altına soktuğumda ellerimdeki kanın birazı gitmişti. Nefes aldığım an kalbime giren acıyla birlikte kaşlarım çatıldı. Gözlerim aynaya kaydığında Mert’in arkası dönük işini hallettiğini gördüğümde tekrar nefes almak istedim ama acı daha da battı bana. Nefesimi tuttum. O kanlar hiçbir zaman gitmeyecek. Suyla temizlediğini düşünüyorsun ama o kan elinde kalacak. Çocuğunun yaşamasını istiyorsan ölmek zorundasın. Ellerime sabun sıkıp ovalamaya başladım. Kan çıkmaya başlamıştı. Ellerimi suyun altına tuttuğumda bütün kan elimden gitmişti. Musluğu kapattığımda Mert’te ellerini yıkamaya başlamıştı. Tuttuğum nefesimi geri vereceğim an kalbimdeki acı bir an beni sendelettiğinde lavabonun kenarına tutundum. “Onur iyi misin?” Elimi yumruk yapıp kalbimin üzerine vurdum. Yüzümde ıslaklık hissettiğimde tekrar nefes aldım. Kalbimdeki acı bir anda yok olmuştu. Diklendiğimde Mert ile göz göze geldim. “Geçti mi?” “Evet.” Mert musluğu kapattığında yüzümü ıslattığını anlamıştım. Duvarda asılı olan peçeteden alıp yüzümü kuruladığımda peçeteyi top haline getirerek çöp kutusuna attım. Tuvaletten çıkıp ameliyathane kapısının önüne geldiğimiz an ameliyathanenin kapısı açıldı. Kadın bir hemşire dışarı çıktığında yüzünde telaş vardı. Ona doğru hızlıca yürüdüm. “Durumları nasıl?” Soruyu sorduğum an arkamdan adım sesleri duyduğumda arkama baktım. Üç kişi koşarak geliyordu ve en öndeki Filiz’in annesi, Mine’nin doğum doktoru Ayten’di. Koşarak ameliyathaneye girdiğinde kapıda kapanmıştı. “Bir şey oldu, bir şey oldu.” Ellerimi enseme koyup git gel yapmaya başladığımda içimden dua etmeye başladım. Onlara hiçbir şey olmamasını istedim. Sessizce öylece beklerken ameliyathanenin kapısı tekrar açıldı. Kapıya baktığımda çıkanın aynı hemşire olduğunu gördüm ve yüzünde yine telaş vardı. Hızlıca ona yürüdüm. “Durumları nasıl, neden bir şey söyle…