45.Bölüm: Arayış
Yazar: Sümeyye

Hikayede geçen bütün olaylar, yerler, isimler hayal ürünüdür. 45.BÖLÜM ARAYIŞ “Karım ve doğmamış çocuğum ortada yok! Lan ben ne yapacağım?” Sinirle duvara yumruk attığımda kimse bana yaklaşmıyordu. İçimde hep alevlenen bir yangın vardı. “Tamam biraz sakin ol ve araştıralım.” Burak’a baktım. “Nasıl sakin olayım karım hamile ve ortada yok!” “Biraz sakin ol hastanedeyiz.” “Olamıyorum!” Duvara tekrar yumruk attım. “Lan nasıl bir kocayım? Ben bir de baba olacağım öyle mi? Daha ben onları koruyamıyorum! Benden bir şey olmaz. Ulan ben aile babası olamam!” Tekrar duvara yumruk attım. “Bir intikamım uğruna karımı ve doğmamış çocuğumu kaçırdılar. Bunlar hep benim yüzümden! Kardeşimi, karımı, doğmamış çocuğumu koruyamadım! Hepsi benim yüzümden!” Bu sefer başımı duvara vurduğumda omuzlarımdan tutulup geri çekildim. “Bırak!” Mert sıkıca bana sarılmıştı. “Ben ne baba olurum, ne koca, ne abi!” Acıyla haykırdığımda boğulduğumu hissettim. Kardeşim içeride ameliyattaydı ve ben karmakarışıktım. Karanlık üzerimden hiç çekilmemişti. ☀️☀️☀️ “Onur.” Tanıdık bir ses bana sesleniyordu. “Yardım et.” Bu Mine’nin sesiydi. Gözlerimi açarken arkamı döndüm ve Mine’yi gördüm ama bir sıkıntı vardı. Elleri arkadan sandalyeye bağlanmış ve şiş karnı kanlar içinde çaresizlikle bana bakıyordu. Sanki bu anı bir kere daha yaşamış gibi hissettim. “Kızımız.” Sesi titredi yerimden oynamak, ona doğru bir adım atmak istedim ama atamadım. Biri ayak bileklerimden beni sıkıca tutuyordu. “Onur lütfen kızımıza bir şey olmasın.” Mine’nin sesi yalvarır şekilde çıktı. Gözlerinden yaşlar akarken ben sadece ona bakıyordum. Ne tepki verebiliyordum, ne de ona doğru koşabiliyordum. “Onur kızımızı kurtar.” Mine yaşlı gözlerle bana bakarken arkamdan bir ses duydum. “Baba!” Bu ses rüyama sürekli giren küçük kız çocuğunun sesiydi. Arkamı döndüğümde o dibi gördüm. Beni ailemden koparan uçurumdaydım ve küçük kızın sesi aşağıdan geliyordu. “Baba yardım et.” “Onur kızımızı kurtar.” “Baba!” O an hiç düşünmeden kendimi uçurumdan aşağı bıraktığım an her yer kıpkırmızı oldu ta ki sertçe suya düşene kadar. Suyun üstüne çıkmaya başladığımda başımı suyun üzerine çıkardığım an suyun üstünde cansız bir şekilde yatan bedeni gördüğümde ona doğru yüzdüm. İçimi kaplayan korkuyla beraber cansız yatan bedenin yüzüne baktığımda küçük kızın olduğunu gördüm. Dudakları mosmor, yüzü bembeyazdı. Nabzını kontrol ettiğimde parmak uçlarıma vuran hiçbir şey yoktu. Küçük kızı kendime doğru çekip göğsüme yasladığımda acıyla haykırdım. Kalbim acıyordu. Onu kurtaramamıştım, yetişememiştim. “Kızım!” Bir anda ayağımdan suyun içine çekildiğimde gözlerimi açmamla birlikte nefes nefese karşımdaki bilgisayarın ekranına baktım. Dirseklerimi masanın üzerine koyup başımı ellerimin arasına aldım. Bu kabuslar beni hiçbir zaman bırakmayacaktı. Ta ki aydınlığımı bulana kadar. ☀️☀️☀️ Karanlığa zaten batmıştım ama şu an dibini görüyordum. Her şey başa sarmış gibi hissediyordum. En başına annemin ölüm haberinin geldiği güne dönmüş gibiydim. O günkü karanlığa tekrar girmiş gibiydim ama sanki bu karanlık farklı geliyordu. Bir farklılık vardı fakat bulamıyordum. Bir ay olmuştu karımı bulamıyordum. Bir aydır Mine’siz ayakta durmaya çalışıyordum ama en çok acıtan ise doğmamış çocuğumdu ve çocuğum altı aylık olmuştu. Aydınlığımı bir aydır bulamıyordum. Her yerde aramıştım, aramadık yer bırakmamıştım. Yakup’un olabileceği her yeri aramış, aratmıştım ama ne o vardı, ne de karım ve doğmamış çocuğum vardı. Ne halde olduklarını bilmiyordum. Bir yandan onları ararken bir yanda da Erdem’in tutuklanmasıyla ilgileniyordum. Erdem’in peşinden kızı Eslem ve oğlu Ferhat’ı da tutuklamışlardı. Kara ailesini karanlığa boğacaktım. Karanlığın içinde oturuyordum. Zihnimdeki ses sürekli konuşuyordu ve ben onu sadece dinliyordum. Bana sürekli ölmem gerektiğini söyleyip duruyordu ama ben hiçbir harekette bulunmuyordum. Caner de iyiydi. O gün sırtından ve karnından bıçaklanmıştı. Nişanının kötü bitmesi umurunda değil gibiydi ama umurundaydı, biliyordum. Değişiyor…