4.Bölüm: Yalan
Yazar: Sümeyye

4.BÖLÜM YALAN Gökyüzüne baktım tekrardan. Gökyüzü alev kırmızısıyla turuncunun karışımıydı. Sanki bir savaş içindeydiler ve etrafı da kendi renkleriyle aydınlatıyordu. Bu renkler içimdeki ateşi daha da harlıyor gibiydi. Deponun önünde durmuş motosikletime yaslanmış bir şekilde parmaklarımın arasındaki sigaramı içiyor hem de karşımdaki şöleni izliyordum. Deponun giriş kapısının önü boş araziydi ve önümüz açıktı. Sigaramdan son dumanı içime çekip başparmağım ve işaret parmağımın arasına sıkıştırıp söndürdüm. Motosikletimden ayrılıp depoya doğru yürüdüm. Deponun demir kapısını açıp içeri girdim. İlk elimdeki izmariti ateşi yaktığımız tenekenin içine attıktan sonra yönümü yukarı çıkan merdivenlere çevirdim. Yukarı çıkıp odanın kapısını açıp içeri girdim. İçeri girdiğimde Berk ve Caner sandalyede uyuduğunu, Mert ile Burak ise bilgisayar başında bir şeyler yaptıklarını gördüm. Kendimi masanın sandalyelerinden bir tanesine bırakıp başımdaki şapkayı çıkartıp masanın üzerine koydum. Ceketimin iç cebinden bütün telefonları çıkartıp yan yana dizdim. “Telefonlarınız hazır.” Mert ve Burak irkilerek arkalarını dönüp bana baktıklarında derin bir nefes aldılar. Geldiğimi fark etmemişlerdi. “Lütfen bir daha sessiz gelme.” “İşim bu.” Gülümsediğimde ikisi kalkıp yanıma geldiler. İkisi de kendine birer telefon seçtikten sonra Burak telefona bakarken konuşmaya başladı. “Bunları aldın ama neden aldığını, neden diğerlerini kullanamayacağımızı söylemedin?’’ “Söyleyeceğim ama şu ikilinin uyanması gerek.’’ İşaret parmağımla Berk ile Caner’i gösterdiğimde Mert hızlıca yanlarına gidip başlarında dikildiğinde iki elini de havaya kaldırıp bir anda başlarına vurup geri çekildi. Berk ve Caner irkilerek uyandıklarında ikili ilk önce etrafı süzdü sonra beni gördüklerinde oturdukları yerden kalktılar. Onların bu halini görünce bizi güldürmeye yetmişti. “Anlatacaklarım var ayılın çabuk.’’ “Anlat sen yediğimiz bu darbe ayılmamızda çok yardımcı oldu. Ellerine sağlık Mertciğim.’’ Berk’in konuşmasıyla Mert yüzünü buruşturup sol tarafımdaki sandalyeyi çekip oturdu. “Peki. Telefonları neden kaldırın dedim çünkü telefonlardan bizi dinliyorlar. Onları sinyal kesici bir kutuya koyacağız. O telefonlarla herhangi bir şey yapmayacağız eğer içinde önemli bir şeyiniz varsa yeni telefonlarınıza aktarıp geri kutunun içine koyarsınız.” “Dinleniyoruz dedin, dinleyen kişiler kim?” Burak’ın sorusuyla bakışlarımı ona çevirdim. Hiç akıllarının ucundan geçirmedikleri belli oluyordu ama artık bir şeyleri ortaya çıkarma vaktiydi. Ya ben ölene kadar susacaktım ya da şimdi söyleyecektim. Sol tarafımdaki Mert’e başımı çevirdiğimde başını hafifçe aşağı indirdi. Onay veriyordu. “Patron.” “Ne!” Berk, Burak ve Caner aynı anda bağırarak hem şaşkınlıklarını hem de tepkilerini göstermiş oldular. Nereden bileceklerdi ki? Ben ilk defa Mert’le birlikte o an emin olmuştuk. O an benim için travma olsa da sonradan kendimi suçlayıp geceleri uyuyamayınca anlamıştım. “Sen bunu nereden biliyorsun?’’ “Hatırlarsanız bu telefonları o vermişti ama emin değildim ve emin olmadığım şekilde size söylemek istemedim ama şimdi emin oldum.’’ Bilmedikleri bir şey daha vardı ama onu anlatmak benim ölümüm olurdu. O anlara geri dönmek bana ihaneti hatırlatırdı. Kendime yaptığım ihanet. Geç kalmışlık. Mert’in başını salladığını görünce derin bir nefes aldım. “O zaman şimdi ne yapacağız?’’ Berk’in sorusuyla oturduğum yerde dikleştim. Gerçekliğe dönme zamanıydı. “Eğer eski telefonlarımız çalarsa ve arayan patronsa açın ve dikkatli bir şekilde konuşun. Arka planda telefonunuzun dinlendiğinin farkına vararak konuşun. Bu yeni telefon numaraları sadece hepimizin numarası olacak eğer eski telefonunuzda işinize yarayacak kişiler varsa onları kaydedebilirsiniz. Operasyonlara da yeni telefonlarla gideceğiz ama eski telefonları da yanımıza götüreceğiz.” Hepsi başını sallamıştı. Büyük ihtimal patronlarının neden böyle bir şey yaptığını sorguluyorlardı, yüzlerine bakınca belli oluyordu. Anlam vermek biraz zor olsa da en sonunda anlaya…