32.Bölüm:Mutlu An
Yazar: Sümeyye

Hikayede geçen bütün olaylar, yerler, isimler hayal ürünüdür. 32.BÖLÜM MUTLU AN Elimdeki papatya buketine baktım sonra başımı kaldırıp karşımdaki hastanenin girişine baktım. Ben şu an ne yapıyordum? Mine ile konuşmaya başlayalı bir ay olmuştu. Aramızdaki ilişki şu anlık arkadaşlıktı. Durdum. Hayır, şu an ilişkimiz değişecekti. Başımı havaya kaldırıp gökyüzüne baktığımda gördüğüm gri bulutlarla derin bir nefes aldım. Mineyle konuştuğum boyunca kabuslarım beni terk etmişti. Yanağıma düşen ıslaklıkla başımı eğdim. Kar yağıyordu. Hastanenin kapısına doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde sağıma ve soluma bakındım. Hastanenin içi kalabalıktı. Asansörlere doğru yürürken Mine’nin nerede olabileceğini düşündüm. Sabah saat sekizde hastaneye giriş yapıp ilk odasına çıkar önlüğünü giyer sonra ona gelen hastalarını dinlerdi. Ona gelen hastalarını bitirip ameliyat ettiği hastalarını kontrol ederdi. Acile önerdi ama bu hangi saat aralarındaydı onu bilemiyordum ama şu an odasında olması gerekiyordu. Asansöre binip ikinci katın butonuna basıp geri çekildim. Asansörün kapıları açıldığında indim ve sola dönerek ezbere bildiğim odaya doğru yürüdüm. Odanın önünde ve sağında solunda olan bekleme koltuklarında oturan hastaları görünce yürümeye devam ettim. Boş bir bekleme koltuğuna oturup çiçek buketini kucağıma koydum. Açık kahve gözleri asla rüyalarımdan çıkmıyordu daha doğrusu gözümün önünden gitmiyordu. Yanına her gittiğimde huzurlu hissediyordum. Kalbim daha da canlı ve hızlı hareket ediyordu. Gülüşünü her gördüğümde derin bir nefes almamı sağlıyordu. Karanlığımı aydınlatmış, bana ışık olmuştu. Kapı açılıp içeriden çıkacak kişiye bakarken beyaz önlüklü genç bir adamdı ve gülümseyerek Mineye bakıyor gibiydi. Kaşlarım çatılırken sağ bacağımı sallamaya başladım. O kimdi? Genç adam orada dururken çiçek buketini tutup ayağa kalktım. Ben kalkmamla yanımda oturan teyzede kalkmıştı. Büyük ihtimal sıra ondaydı. Kapıya doğru yürüdüm. Genç adam hala ayakta dikilirken omzuna dokunduğumda adam başını bana çevirdi. Beni gördüğünde yüzündeki gülümseme soldu. Gözlerim arkasındaki teyzeye kaydı. “Birader yol ver de teyze geçsin.” Genç adam arkasına bakıp yaşlı kadını gördüğünde önüne döndü ve içeriye doğru el salladığında dişlerimi sıktım. O uzaklaşırken teyzeye doğru eğildim. “Teyzeciğim şu çiçeği doktor hanıma hemen verip çıkmasam ne olur?” Yaşlı kadın yüzüme bakarken ilk kaşları çatıldı sonra kaşları havalandı. İçeriye baktı sonra bana baktı. “Bu doktor kız sevdiğin mi?” “Evet.” Alıcı gözleriyle beni süzdü. “Pekte yakışıklısın. Gir bakalım ve çiçeğini ver doktor hanıma.” “Allah razı olsun.” Yaşlı kadının elini öpüp çiçeği arkama saklayarak içeriye girdim. Arkamdan kapıyı kapattığımda Mine’yi görmemle kalbim hızlı atmaya başladı. Yüzümde oluşan gülümsemeyi hissettiğimde başımı iki yana salladım. Ona doğru yürürken birden başını bana çevirdiğinde şaşkınlıkla bana baktı. “Onur?” Yüzümde yine gülümseme oluştuğunda oturduğu yerden ayağa kalktı. Masanın arkasından çıkıp bana gelirken onu izledim. Siyah boğaz yaka bir badi giyiyordu. Onun altına kumaş siyah pantolon ve giydiği topukluları odanın içinde yankı yapıyordu. Kumral saçlarını özgür bırakmış göğsüne doğru dökülüyordu. Tutulduğum açık kahve gözlerine baktığımda derin bir nefes aldım. Kalbimde hissettiğim acıyla yüzümü buruşturacakken zorla kendimi durdurdum. Tam karşımda durdu. Ellerini beyaz önlüğünün cebine koydu. Beyaz önlük ona çok yakışıyordu. “Neden hala inat edip kalbine baktırmıyorsun? Ya ciddi bir şey varsa.” Sağ elimi kalbimin üzerine koyduğumda nefesimi tutuyordum çünkü eğer nefes alırsam acı çekecektim. “Oraya çok güzel bir şey yerleşti.” Ona doğru bir adım yaklaştım. Arkamdaki çiçek buketini çıkartıp aramıza koydum. “Akşam saat sekiz de evin önünden alıyorum seni.” Şaşkınlıkla aramızdaki çiçek buketine baktı sonra elini ceplerimden çıkartıp çiçek buketini tuttuğunda sıcak eli elime değdiğinde içim ürperdi. Çiçek buketine sarıldı. Resmen sarılmıştı. Gülümseyerek bana baktığında gözlerinin içi parlıyo…