27.Bölüm: Savaş
Yazar: Sümeyye

Hikayede geçen bütün olaylar, yerler, isimler hayal ürünüdür. 27.BÖLÜM SAVAŞ Yaşam sadece bir çizgiye mı bakıyordu? Düz çizgi hala gözlerimin önündeyken dizlerimin bağı çözülüp yere dizlerimin üzerine düşmüştüm. Sanki her şey o düz çizginin etrafında yaşanıyordu. Beyaz duvara bakarken biri beni sarsıyordu ama ben hala o düz çizgide kalmıştım. Ben o düz çizginin üzerine kalmıştım. Zihnimdeki ses yükseliyordu. Sol tarafımda biri vardı ama kimdi bilmiyordum. Sağ tarafımda da biri vardı. Başımı sağa çevirip yanımda kim olduğuna baktığımda kardeşimin endişeli bakışlarıyla karşılaştım. Zihnimdeki ses ölmemi söylüyordu. Caner başını iki yana salladığında sanki bir şeyler anlamış gibiydi ama anlayamazdı. Gerçekten anlamış mıydı? Kollarını boynuma doladığında kulağıma fısıldadı. “Abi neden hissettiğin duyguları göremiyorum? Neden acı çektiğini saklıyorsun?” Yutkunduğumda Caner geriye çekildi. Elini dizime koyduğunda ne yapacağımı düşünüyordum. Kulaklarım dışarıdaki sesleri duymuyor zihnimdeki sesi duyuyordum. Başımı önüme çevirip karşı duvara bakmaya başladım. Sanki duvarda bir şeyler vardı ama yoktu. Kendimi bırakamazdım. İçimdeki karanlığın büyüyüp beni içine çektiğini hissediyordum. Karanlık beni ne kadar daha içine çekecekti? İçimdeki karanlıkla savaşırken sağ taraftan biri beni sarmaya devam ediyordu. Başımı sağa çevirdiğimde dolu gözlerle bana bakan kardeşimin gözleriyle karşılaştığımda beni sarmayı bıraktı. İçimdeki karanlıkla hala savaşıyordum. İçimdeki savaşı içeride bırakıp yani o koskocaman kaosu bırakıp dışarı çıkmıştım ama savaşı durduramamıştım. Savaşa durma kararı vermemiştim çünkü durursa neler olacağını bilmiyordum ve hazır olup olmadığımı da bilmiyordum. İçimdeki karanlık savaşı boş vermiştim ama yavaştan yaralanıyordum ve yoruluyordum artık. Caner bana sarıldığında sırtımda hissettiğim elleriyle burukça gülümsedim ama sırtımda iki elden fazla ellerde hissettiğimde diğerleri de bana sarılmıştı. Birbirimizi yarı yolda bırakmıyorduk mezara kadar beraberdik. Kendime geldiğimde bende onlara sarıldım. Ayrıldığımızda ayağa kalktık yoğum bakımın camından içeriye baktığımda bakışlarım direk kardiyak monitörü buldu. Düz çizgi yerine ritimli çizgiler vardı. Yoğun bakımın kapısına doğru yürüdüğüm esnada kapı açıldı ve o unutamadığım gözlerle karşılaştığımda kalbimin hızlandığını hissettim. “Kardeşimle tek tek babamı görebilir miyiz?” “Efendim?” “Babam.” “Tabi görebilirsiniz ama sadece beşer dakika. Hemşire arkadaşlar yardımcı olur.” İçeri girdiğimde hemşirenin verdiği kıyafetleri giyip yoğun bakım kısmına girdim ve babamın yanına doğru yürüdüm. Tam yanında durduğumda öylece ona baktım. Söylemek istediklerim vardı ama nafile ağzımı açıp kelimeleri çıkartamadım. Öylece durup sadece sessizce babamın yanında durdum belki babam sessizliğimden anlardı geldiğimi. Hemşirenin sesiyle kendime geldim. “Süreniz doldu.’’ Son kez babama baktığımda yastığının altında bir şey fark ettim. Elimi uzatıp yastığın altındaki şeyi aldım. Bir kağıttı. Cebime koyup hızlıca yoğum bakımdan çıktım. Diğerlerinin karşısında durduğumda cebimdeki katlı kağıdı alıp açmaya başladım. Kağıdın içinde yazan yazıları gördüğümde kaşlarım çatıldı ve okumaya başladım. “Bu bir son, belki değil. Ama olmayacağı anlamada gelmez. Dikkat et belki kaybedersin bu savaşı, Ya yaşarsın ya da ölürsün savaşın kuralı. Düşmanı içeri aldığında, İlk adımını attığında. Her şey o zaman başlar. Her şey çoktan geçtiği zaman, Elinde bir şey kalmadığında anlarsın. Seninle karşılaşacağımız gün, Savaşından ağır bir darbe alacaksın. Ya düşecek ya kalkacak, Ya da devam edecek. Unutma; Mat yapmadan Şah yapman gerek.’’ Tek isim geçti aklımdan. Hakan. Diğerleri etrafımı sardığında elimdeki kağıda boş boş bakıyordum. Elimdeki kağıdı yanımda duran Caner’in eline tutuşturup ellerimi ensemde birleştirdim. “Türkçe mealini alabilir miyiz?’’ İlk tepkiyi veren Berkti. “Kim lan bu?’’ Caner’in sorusuyla ona döndüm. Ellerimi ensemden indirdim. “Hakan. Kim olacak o şerefsizden başka!’’ “Onur bir şey diyeceğim…