Karanlığa vuran Deniz

SİYAH UFUKLAR

Yazar:

Karanlığa vuran Deniz - Ümit Akdemir kitap kapağı
Karanlığa vuran Deniz kitap kapağı

“Karadeniz sustuğunda, dalgalar bile ağlar. Ve bazı kalpler, sessizliğin içinde boğulur. “ ÖNSÖZ Her hikâye bir sesle başlar… Kimi zaman bir çocuğun gülüşü, kimi zaman bir kapının kapanışı, kimi zaman da bir dalganın kıyıya vuruşu. Ama benim bu hikâyem, Karadeniz’in karanlık bir gecesinde, dalgaların içime fısıldadığı bir sessizlikle başladı. Karadeniz… Yüzeyi kimi zaman bir ayna kadar duru, kimi zaman bir mezar kadar karanlık. İnsan bazen denize bakar ve kendi içinin fırtınasını görür. Bazen de en sert dalga bile, kalbin içindeki çığlığa dokunamaz. Bu kitap; Suskun kalmış kalplerin, yarım bırakılmış cümlelerin, kabuk bağlamayan yaraların hikâyesidir. Elif Su’nun kaybolmuşluğu, Mert Ali’nin taşımak zorunda kaldığı yükler ve geçmişin kimsenin tahmin etmediği kadar derin bir iz bırakışı… Ben bu satırları yazarken Karadeniz’in rüzgârı saçlarımı değil, içimdeki anıları savurdu. Bazen durdum, bazen nefes alamadım, bazen bir karakterin tek bir cümlesinde kendi kalbimin sızısını duydum. Ama yine de yazdım. Çünkü bazı hikâyeler, yazılmadığında insanın içinde çürür; Bazıları ise yazıldığında bile acısını taşıyan bir yara gibi kalır. “Karanlığa Vuran Deniz” yalnızca bir roman değil; İnsanın kendine tutulmuş bir aynası. Bir yüzleşme. Bir hatırlama. Bir sığınma. Bu yolculuğa benimle geldiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi, dalgaların sesine kulak verin… Belki de bu hikâyede kendinizden bir parça bulacaksınız. Ümit Akdemir .... Gece, Karadeniz’in üzerine öyle bir kapaklanmıştı ki, gökyüzü bile kendini saklamak ister gibi karardı. Elifsu, otobüsün buğulu camına yaslanmış, dışarıdaki koyu karanlığı izliyordu. Yol, farların önünde ince bir çizgi gibi uzuyor; denizin dalga sesi karanlığın içinden kısık bir uğultu gibi geliyordu. Bir insan, doğup büyüdüğü yerden uzaklaşınca değişirdi. Ama yıllar sonra geri döndüğünde… Asıl değişenin kendisi mi, yoksa o yer mi olduğunu anlamıyordu. Elifsu tam da bu ikilemin içindeydi. Bu yolculuğun hangi yanının daha ağır olduğunu bilmiyordu: Kendisine mi dönüyordu, yoksa kaçtığı geçmişine mi? Otobüs keskin bir virajı döndü. Deniz bir anlığına yolun sağında belirdi; siyah, kabarmış, hırçın. Ay ışığı yoktu, yıldız yoktu… Sanki gökyüzünün tüm ışıkları bir el tarafından söndürülmüş gibiydi. Karanlık bazen gökten değil, insanın içinden iner. Elifsu’nun içi de aynı deniz gibi dalgalıydı. Sessizdi ama fırtınalı. Başını camdan çekti, derin bir nefes aldı. Üzerine yıllardır taşımaktan yorulduğu ağırlık, bu yolculukla birleşince daha da ağırlaşmış gibiydi. İçinde bir kırılma vardı… Tarifi yoktu, görünmüyordu ama hep acıyordu. “Eve dönüyorum,” diye fısıldadı kendi kendine. Ama bu fısıltının içinde ne mutluluk vardı ne huzur. Sadece köklü bir ürperti… sade bir gerçek. Köye yaklaştıkça ormanın kokusu otobüsün içine sızdı. Islak toprak, çam, yosun, yağmur… Karadeniz doğası insanın ciğerine işlerdi; temizlerdi ama aynı anda bir şeyleri hatırlatırdı da. Elifsu da hatırladı. Küçüklüğünde fırtınalı gecelerde babaannesinin dizine yatıp dinlediği hikâyeleri… Annesinin kapının eşiğinde sessiz sessiz ağladığı geceleri… Evde dolaşan o bitmeyen tartışma gölgesini… Ve gece ne kadar karanlık olursa olsun, pencerenin dışından gelen o dalga sesini. Dalga sesi her zaman aynıydı: Uğultulu, hırçın, ağır ve hiç susmayan. Tıpkı insanın içinde susmayan bazı acılar gibi. Otobüs durağa yanaştı. Fren sesi gecenin içine bir bıçak gibi saplandı. Elifsu çantasını aldı, yavaşça indi. Karanlık hava yüzüne çarptığında ürperdi. Ama bu üşüme bedeninin değil, ruhunun derinindeydi. Köy yolu sessizdi. Sanki kimse yaşamıyor gibiydi. Her ev karanlığa gömülmüş, her pencere perdelerle tamamen kapanmıştı. Karadeniz’de gece başka olurdu… Orada gece, sadece karanlık değildi: Bir sır, bir çöküş, bir ağırlıktı. Yolun başındaki eski taş köprüye gelince durdu. Köprünün altından geçen dere, gece boyunca hiç susmazdı. Bugün daha gür akıyordu sanki. “Sana dönmek istememiştim…” dedi dereye bakarken. “Beni zorladılar… kader mi dersin, kaçış mı bilmiyorum ama… Buradayım işte…

Bölümün tamamını WritePad'de oku