Karanlığa Teslim

KARANLIĞIN İÇİNDE

Yazar:

Karanlığa Teslim - gülsüm kitap kapağı
Karanlığa Teslim kitap kapağı

Hafize Ana, kapıya doğru iki sessiz adım attı. Eli tokmağa uzanacakmış gibi oldu ama vazgeçti. Başını hafifçe bana çevirdiğinde gözlerindeki telaş, dudaklarından dökülecek kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu. “Şimdi.” dedi neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir sesle. “Tam zamanı.” “Ya…” Sözcük boğazımda düğümlendi. “Ya yakalanırsam?” Yaşlı kadın yüzüme uzun uzun baktı. O bakışta korku da vardı, dua da vardı. Sonunda elini yanağıma koydu. Parmakları buz gibiydi. “Yakalanırsan bu evden gelin olarak çıkarsın.” dedi. “Kaçarsan… belki kaderini kendin yazarsın.” Belki… Hayatım o küçücük kelimenin üzerine kurulmuştu. Belki başaracaktım. Belki donarak ölecektim. Belki babam beni köyün çıkışında yakalayacaktı. Ama ilk kez bütün ihtimaller, burada kalmaktan daha güzel görünüyordu. Derin bir nefes aldım. Nefesimin göğsümde nasıl titrediğini hissedebiliyordum. Yatağın altına eğilip eski kahverengi valizi çıkardım. Sapını kavradığım anda ağırlığı kolumu aşağı çekti. İçine yalnızca birkaç parça eşya koymuştum ama insan bazen taşıdığı yükün ağırlığını kilolarıyla değil, geride bıraktıklarıyla ölçüyormuş. Kapıyı Hafize Ana açtı. Koridor bomboştu. Yine de bana hiç güven vermedi. Sessizlik bazen kalabalıktan daha ürkütücü oluyordu. İlk adımımı dışarı attığımda eski ahşap döşeme ayağımın altında hafifçe inledi. İkimiz de aynı anda durduk. Gözlerimiz kapıya, merdivenlere, koridorun sonuna çevrildi. Hiçbir ses gelmedi. Yalnızca aşağı kattan yükselen kahkahalar… Bakır tabakların birbirine çarpan sesi… Çay bardaklarının ince tınısı… Ve babamın, misafirlerine anlattığı bir hikâyenin ortasında attığı yüksek kahkaha… O kahkaha kulaklarıma bıçak gibi saplandı. Ben nefes almaktan korkarken onun gülebiliyor olması canımı nedense her şeyden çok acıttı. Hafize Ana eliyle devam etmemi işaret etti. Valizi yere sürtmemeye çalışarak yürüyordum. Her adımımı dikkatle atıyor, ayağımı kaldırmadan önce zemine bakıyordum. Sanki bu evin hangi tahtasının ses çıkaracağını bilmeme rağmen o gece hepsi bana ihanet etmeye karar vermişti. Merdivenlerin başına ulaştığımızda aşağıdaki salon ilk kez görüş açıma girdi. Korkuyla olduğum yere çakıldım. Merdiven boşluğundan salonun yalnızca bir kısmı görünüyordu ama bu bile yeterliydi. Sobanın etrafında oturan dört yabancı adam seçebiliyordum. Babam sırtı bana dönük şekilde ayakta duruyor, elindeki çay bardağıyla konuşuyordu. Misafirlerden biri tam o sırada başını kaldırdı. Refleksle geri çekildim. Sırtım duvara çarptı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki merdivenlerden aşağı yuvarlanacakmışım gibi hissettim. “Geçtiler…” diye fısıldadı Hafize Ana, salona kısa bir göz attıktan sonra. “Şimdi mutfağa bakıyorlar. Çabuk.” Basamakları tek tek inmeye başladım. Her basamak ayrı bir korkuydu. İlk basamak… İkinci… Üçüncü… Dördüncü… Tam son basamağa yaklaşmıştım ki içeriden bir sandalye sürtüldü. Olduğum yerde kaldım. Birisi ayağa kalkmıştı. Ayak sesleri… Bize doğru geliyordu. Boğazımdaki düğüm nefes almamı engelledi. Babam mı? Misafirlerden biri mi? Yoksa… Hafize Ana beni kolumdan tutup merdivenin altındaki dar girintiye çekti. İkimiz de duvara yaslanıp nefesimizi tuttuk. Ayak sesleri gittikçe yaklaştı. Sonra salon kapısının önünde durdu. “Su getirebilir misiniz?” Yabancı bir erkek sesiydi. Mutfaktan başka bir kadın cevap verdi. “Tabii efendim.” Ayak sesleri yeniden uzaklaştı. Bacaklarımın titremesini artık durduramıyordum. Hafize Ana kulağıma eğildi. “Allah bizi duydu.” diye fısıldadı. Koridor yeniden boşaldığında mutfağın arkasına açılan dar geçide yöneldik. Bu kısmı evde çok az kişi kullanırdı. Duvarları taş olduğu için içerisi diğer odalardan daha soğuktu. Nem kokusu burnuma dolarken, uzakta asılı duran küçük ahşap kapıyı gördüm. Özgürlük… Bütün hayatım ilk kez birkaç adım ötemde duruyordu. Kapıya yaklaştım. Titreyen elim demir kolu kavradı. Soğuk, avuçlarımı acıtacak kadar keskindi. Yavaşça bastırdım. Kapı… Açılmadı. Kalbim yerinden fırlayacak sandım. Bir kez daha denedim. Yine… Açılmadı. Gözlerim korkuyla Hafize Ana’ya döndü. O…

Bölümün tamamını WritePad'de oku