8. Bölüm: Prova
Yazar: Tubanur Peker

Kalp iyileşmez, iz bırakır. Gözlerimi huzurlu bir sabah’a açmak isterken, yorucu bir sabah’a açtığımı fark etmiştim. “Anne!” Sesi duymamla yataktan kalkmam bir oldu. “Duru!” Evin her yerinde onu aradım, yoktu ama sesi vardı. “Defne bahçedeyiz.” Bahçeye çıktığımda gördüğüm manzara ile dona kaldım. “Siz ne yapıyorsunuz?” Duru gülerek bana baktı. “Arabam nasıl anne?” Gözlerim güneşten rahatsız olduğu için elimle güneşi kapattım. “Çok güzel de, ben bugün sizi nasıl evde bırakıp gidicem acaba?” Diye sordum Miran’a bakarak. “Sen Duru’nun annesiysen bende babasıyım Defne, kızımla baş başa kalmaya ona bakmaya alışmam gerekiyor.” Dedi Miran ve bana yaklaştı. “Korkma, şu yaşına kadar sen getirdin bu yaştan sonra da izin ver bende onun hayatında bir baba olayım. Duru’nun buna ihtiyacı olduğunu unutma.” Dedi Miran omuzlarıma dokunarak. “Miran benim haftaya yurt dışında olmam gerekiyor, önemli bir proje için tanıtım yapacağız.” Miran gözlerime baktı. “Bende 7 gün boyunca kızımla tatil yaparım.” Dedi Miran gülerek. “Okulu var, okula gidecek.” Dedim ve Miran kolunda ki saatte baktı. “Bak saat geçiyor kahvaltı için Duru seni bekledi, kahvaltını yapar çıkarsın.” Konuyu değiştirmek için elinden geleni o kadar iyi yapıyordu ki. Dün olanlar o kadar büyüleyici gelmişti ki, Miran uzun bir zaman sonra beni öpmüşken, kalbim yerinden çıkacak gibi atmıştı. Bu konuyu kapatmıştık açmamak üzere ama benim içimde kapanacak bir konu gibi gelmiyordu. Hep birlikte kahvaltımızı bitirdikten sonra odama çıktım, gelinlik bakmaya gidecektik Parla’yla. Üzerime mini bir elbise giymiştim, Karadeniz’in alışık olmadığı bir şeydi oysa mini elbiseler. “Uy nenem uy.” Diye söylendikten sonra ayakkabılarımı giydim tam o an telefonum çaldı, sadece bir numara yazıyordu ve tanımadığım bir numaraydı. “Alo kimsiniz?” Diye sordum, karşı taraftan ağlama sesi geldi. “Uy gızum babanu hastaneye galdirdiler, ne edeceğuk bilmeyruz cel da gızum cel.” Annemin sesini duyduktan sonra yutkundum, dedikleri kalbime işlese de umrumda olmadı. “Anacum babam yohtur, gebersun fışkı yiyesice!” Dedim sinirle. “Huy bah ne diy babuc gadar diliylen?” Derin bir nefes verdikten sonra makyaj masama geçtim ve makyajımı yapmaya başladım. “Anacum, bağ acumadi pen mi oğa acuyacağum ne isteysun anlamayrum da?” Annemin sinirlendi sesinden belliydi. “Pırahın beni bağ!” Telefon suratıma kapandıktan sonra son olarak rujumu sürüp üstüme ince bir şeyler alıp çıktım. Trabzon burası, fırtına çıkabilirdi sis etrafı sarabilirdi, Trabzon’a güven olmadı. Çantamı ve telefonumu alıp Miran’ın yanına gittim, ilk beni süzdü sonra sinirle nefes verdi. “Defne şu kıyafet ne? Git üzerine bir şeyler giy öyle gel!” Dediğinde gülerek baktım. “Seni her zaman dinleyecek Defne kalmadı!” Dedim ve kapıyı vurup çıktım. Aklıma Durum geldi onu öpmemiştim, Duru bunu unutmamış ki koşarak yanıma geldi o an. “Aşkım benim işlerim var hemen gelicem, sen babanla oyna tamam mı?” Dedim ve kızımı biraz öptüm. “Tamam annem.” Dedi ve beni öptü. Onu orada bırakıp arabama bindim, şarkı açtım ve yola koyuldum. Dönmem gereken yolda düm düz hastanenin yoluna gittim, içim el vermiyordu. Hastane’nin önünde arabayı durdurum ve karşıma çıkan iki erkek bana baktı. “Defne Karabekiroğlu?” Diye sorduğunda gülümsedim. “Benim, durumu nasıl?” Diye sordum sert çıkmıştı sesim. “Durumu kötü Defne hanım.” Gülümsedim. “Beter olsun!” Dedim sinirle ve arabama ilerledim. “Düşman yaklaşıyor Defne hanım Duru Karabekiroğlu bu duruma hazır mı?” Diye sorduklarında arabamın kapısını açtım. “Duru Karabekiroğlu değil Duru Demirhan.” Dedim ve arabama bindim. Miran’ın soyadını ilk defa Duru’nun adının yanına koymuştum, alışmak istemiyordum ama öyledi Duru Demirhan’dı. Geçen sürenin sonunda gelinlikçiye gelmiştim, Parla üzerinde ki gelinliğe bakıyordu. “Beğenmedin mi?” Diye sordum gülerek. “Sanki çok abartı gibi geldi, sade istiyorum ben.” Üzerinde kabarık ve biraz abartılı gelinlik vardı. İlerleyip gelinliklere baktığımda tam Parla’nın isteyeceği bir gelinlik bulmuştum, balık ve kolları…