Bölüm 4 (vatana ihanet)
Yazar: Hiranur

1 Haziran 2018 Yazarın anlatımıyla "Nasıl yani? Bu operasyonun sonunda Kara Şahmeran'dan tamamen kurtuluyor muyuz abi?" diye sordu Mert heyecanla. Akif yüzünde beliren büyük bir tebessümle başını onaylarcasına salladı. Ardından yerinden kalkıp duvarda asılı duran panoya doğru yürümeye başladı. Panonun en üst kısmında kalın harflerle "Ankalar Timi" yazıyordu. Altında ise tim üyelerinin fotoğrafları, isimleri ve kullandıkları lakapları sıralanmıştı. Ankalar Timi Zümra Erdinç – Kıdemli Üsteğmen Lakabı: Kara Şahmeran Eren Kaymak – Teğmen Lakabı: Zaman Kıran Ôzge Alkan – Teğmen Lakabı: Pençe Pamir Pamuklu – Teğmen Lakabı: Keskin Bu pano, yıllardır omuz omuza savaşan ekibin sessiz bir özeti gibiydi. Akif bir süre boyunca Kara Şahmeran'in fotoğrafına baktı. Parmakları istemsizce bir yumruk oluşturdu. Gözleri diğer tim üyelerinin üzerinde büyük bir öfkeyle gezindi. Onlara baktıkça rahmetli babasını hatırlıyordu. Kalbine hafif bir hüzün çöktü Akifin ama o bunu kardeşine yine belli etmemişti, ve hiç bir zamanda bu duygusunu belli etmeyecekti. Akif'in babası Mardin'in en büyük silah kaçakçılığını yapanlardan birisiydi. Kara Şahmeran ise bu silah sevkiyatlarından birinde Lütfi Biçer'i öldürmüştü. Akif yılların içinde kara Şahmerana çok büyük bir kin beslemişti. Bu kin, o kadar kontrol edilemeyecek bir hale gelmişti ki. Akif bir şekilde Ankalar timine asker olarak girmişti. İlk başlarda Ankalar timindeki üyeler ona çok sıçak davranmasalarda, zamanla ona alışmış ve aralarına almışlardı. Akif timdeki herkesin her şeyini ezbere biliyordu. Sevdikleri yemeklerden, sinirlendiklerinde nasıl tepki verdiklerine, dövüş tekniklerine, birbirlerine ne kadar düşkün olduklarına kadar. Timin o kadar içine işlenmişti ki. Ne birisi ondan şüphe duydu nede kendilerinden farklı gördüler. Kara Şahmeran hariç. Onun içinde en baştan beri Akif'e karşı hep şüpheleri vardı. Ama Akif o şüpheleri aşmayı çok güzel başarmıştı. Yada aşmayı başardığını sanıyordu. Akif planını yıllarca ilmek ilmek işlemişti. Her ihtimali hesaplamış, hiçbir ayrıntıyı şansa bırakmamıştı.Ve o büyük gün geldi çattı. Akifin pilanları hayata geçeceği gün bugündü. Akif gözlerini duvarda asılı olan panodan çekip kardeşine baktı ve konuşmaya başladı. "Bugün Hasan albay bizi Mardin'in sınırına bir operasyona gönderecek." Dedi sandalyesine doğru yürürken kendinden emin bir şekilde. Mert ise pur dikkat abisini dinliyordu. "Eeee yani o büyük gün geldi mi?" Diye sordu merakla. Alif Merte baktı ve başını onaylarcasına salladı. -------- Akif planın son rötuşlarını yapmasının ardından saat sabah 8:00 gösteriyordu. Akif kardeşine sarıldı, sımsıkı sarıldı. Babasından kalan tek emanetti o. Çok seviyordu kardeşini, herkesden ve herşeyden çok. Onun için gözünü kırpmadan ölüme bile giderdi Akif. "Seni çok seviyorum abi." Dedi Mert tebessüm ederek. Akif kardeşinin başını okşadı ve ellerini kardeşinin saçında gezdirdi. "Bende seni çok seviyorum aslan parçası." Dedi tebessüm ederek. Ve sonra birbirinden ayrıldılar. Akif üzerini değiştirmek için odasına çıkmıştı. Mert'de kendi odasına gitmişti. Akif son kez Barış olacaktı. Son kez giyiyordu o asker formasını. Bugün oyun bitiyordu. Tüm kozlar oynanmış her şey planlanmıştı. Ve herkes bugün yaptığı şeylerin bedelini ödüyecekti. Akif silahını alıp kendine son kez aynada baktı. "Bugün sana ayırllan sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız Barış Baltacı." Dedi kendi kendine mirildanarak. Ankalar timine kendini Barış olarak tanıtmıştı. Kendi ismini asla belirtmemişti. Aynada kendine baktıktan sonra evden çıkıp arabasına doğru yürümeye başladı Akif. Cebinden arabasının anahtarını çıkarıp kapıyı açtı ve Mercedes-Benz GLA olan gri arabasına bindi ve askeriyeye doğru yola koyuldu. ------------- Saat 09:00 gösteriyordu ve Akifin askeriyenin demir kapılarından içeri girerken yüzünde her zamanki sakin ifadesi vardı. Nöbetçiler onu görünce baş selamı verdiler. O da kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi. Yıllardır bu rolü kusursuz oynamıştı Akif. Kimsenin aklına onun aslında kim oldu…