8.
Yazar: aida

Görselleri yerleştireceğim şimdilik sorun yaşıyorum Uzun zaman oldu bölüm gelmeyeli ve size upuzun bir bölüm bıraktım keyifle okuyun Sonda buluşalımmmmm 💘💘💘💘 𐦍 ❅ Gece yarısı gelen o mesajı ekranımda gördüğümde Melih'in sadece uykusuzluktan saçmaladığını sanmıştım. "Yarın sabah 7:30'a kadar mesaj atmazsan kapına dayanırım" ne demekti ya? Basbayağı tehdit etmişti beni! Ama asıl garip olan benim sabahın altı buçuğunda alarmsız uyanıp sanki dünyadaki tek görevim buymuş gibi gardırobun kapağını açıp "Ne giysem?" diye bakışmamdı. Söyleniyordum. Kendi kendime "Salaksın Çiğdem adam seni tehdit ediyor sen onun dediği saatte kalkmış giysi seçiyorsun," diyordum ama içimdeki o çocuk çoktan kapının eşiğinde zıplamaya başlamıştı bile. Aynanın karşısına geçip taranmış saçlarıma baktığımda gülümsedim. Ali ile olan o sahte yapay zeka ürünü fotoğrafı telefonumdan sildiğim an kalbimin de üzerindeki o ağırlık kalkmıştı sanki. Artık kendimi bir yalana inandırmıyordum. Yanı başımda benim için çabalayan sevdiğini gözleriyle bile bağıran bir adam vardı. Ve kabul etmem gerekiyordu ki benim de içimde ona karşı hiç ama hiç boş olmayan garip bir his büyüyordu. Hayatı seyir halindeki bir otobüste tek bir pencereden dışarıyı izlerken diğer taraftaki tüm güzellikleri kaçırmamıza benzetirlerdi hep. İlk duyduğumda kulağa garip bir benzetme gibi gelse de düşündükçe ne kadar doğru olduğunu anlıyordum. Zamanında ben hep yanlış pencerelere, sahte ışıklara odaklanmıştım. Oysa başımı biraz olsun öteye çevirmeyi deneseydim o camın ardında beni seven Melih'i çok daha önce görebilirdim. Onu bu kadar geç fark ettiğim için geç kalmış sayılır mıydım, bilmiyordum. Ama emin olduğum tek bir şey vardı; artık bir saniye bile geç kalmaya tahammülüm yoktu. cebimdeki telefonun hafif titreşimiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Ekranı aydınlatan isim yüzümdeki gülümsemeyi derinleştirdi. Melih: Geldim Mesajı gördüğüm gibi hızlıca ayakkabılarımı giyip son kez aynada kendime baktım. Üzerimde her zamanki gibi sade beyaz bir tişört ve kot şort vardı. Saçlarımı elimle son bir defa düzeltip çantamı taktım ve evden çıktım. Sokağın başına geldiğimde Melihi gördüm ama motoru yoktu. Melih'in motoru neredeydi? "Günaydın uyuyan güzel," dedi yanına yaklaştığımda. "Günaydın" diyebildim heyecanımı gizlemeye çalışarak. Bakışlarım etrafta dolandı. "Motorun nerede senin?" "Ne motoru ya taksi çağırdım şimdi gelir," diyerek bakışlarını hafifçe benden kaçırdı. İyice meraklanmıştım. "Motora bir şey mi oldu yoksa?" Gözlerini devirip derin bir nefes verdi. "Atakan abi geldiği için babamla annem motor kullanmamızı yasakladılar," dediğinde kendimi tutamayıp kıkırdamaya başladım. Yirmi iki yaşında koskoca genç adama bile hâlâ evde böyle yasaklar konulabiliyordu demek ki. Kim bilir zamanında ne haltlar karıştırmışlardı da adamı bir gecede motordan etmişlerdi. "Neden ki? Ne yaptın da yasakladılar?" "Anlatırım ya bir gün. Belki abim kendisi anlatır sana. Şimdi sen bunları boş ver hazır mısın bakayım?" "Neye hazır mıyım? Nereye gideceğimizi bile bilmiyorum hâlâ Melih!" "Önce güzelce bir kahvaltı yaparız sonrası sonra." Sözünün üstüne sarı taksi köşeden göründü. Taksi yanımızda durduğunda ikimiz de arka koltuğa geçip oturduk. Melih telefonuyla ilgilenirken ben fırsattan yararlanıp ona hiç çaktırmadan bir fotoğraf çektim. Fotoğrafta benim yüzümün sadece yarısı çıkıyordu ama yanımda oturan Melih tam kadrajdaydı. Fotoğrafı hemen Nil'e yolladım. Görünce kesin çıldıracaktı! Taksi Kaleiçi'nin girişinde durduğunda arabadan indik. Saat henüz 9 bile olmamıştı ama denizden gelen o tatlı esinti sokaklara yayılmıştı. Melih önden yürüyüp bana döndü. "Gel, önce şurada güzel bir kahvaltı yapalım. Çok beğeneceksin, dışarıda otururuz mis gibi," dediğinde hiç itiraz etmeden peşine takıldım. Kaleiçi'nin otantik atmosferine uyan şirin bir kafeye geçip bahçedeki masalardan birine oturduk. Garson gelir gelmez Melih menüye bakmama bile fırsat vermeden direkt serpme kahvaltı siparişi verdi. Karşı çıkmaya çalışsam da sonunda yine onu…