AL GÖLGE
Yazar: Nisanur Demirci

Başımızın üzerindeki Al Gölge "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak,eğer uğrunda ölen varsa Vatandır." Mithat Cemal Kuntay Arabanın kaloriferini sonuna kadar açmış olmama rağmen ellerim hâlâ soğuktu. Direksiyonu biraz daha sıkı kavrayıp önümde uzanan beyaz yola baktım. Yolun iki yanı kalın bir kar tabakasıyla kaplanmış, çam ağaçlarının dalları bembeyazlığını koruyordu. Radyoda kısık sesle bir şarkı çalıyordu. sürekli arka koltuğa bakıyordum. Sabah aldığımız boya kutuları hâlâ yerlerindeydi. Yaren olsaydı kesin benimle dalga geçerdi. "Bu kadar kontrol etmene gerek yok Aysima. Boyalar kaçıp gitmeyecek." Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Sabah birlikte köye çıkmayı planlamıştık aslında. Ama Yaren'in önemli bir hastası vardı. Randevusuna gitmek zorunda kaldı. Bu yüzden boyaları aldıktan sonra şehir merkezine iş yerine götürmüş,ben de köye tek başıma gidiyordum. Mesaj sesi ile gözlerimi yoldan ayırdım. telefonumu açtım. Yaren den gelmişti. Yaren:Boyaları düşürmeden varırsan beni ara. Mesajın altında bir gülen surat vardı. "Ne kadar komiksin." Mesajı yazıp telefonu bıraktım. Sonra ekran bir daha parladı. İkinci bir mesaj daha gelmişti. Yaren: Şaka yapmıyorum. Gerçekten dikkatli ol. Arabayı sürerken içimde tarif edemediğim garip bir heyecan vardı. Bugün gerçekten başlayacaktım. Aylarca beklediğim görev... İlk dersim... İlk okulum... Bütün bunları düşünürken köy tabelası göründü. Yine aynı yerde Adnan komutan ve askerlerini gördüm. Benim arabam olduğunu tanımış olmalılarken beni durdurmamış geçmemi işaret etmişlerdi. Yokuştan aşağı inerken köy gözler önüne serilmişti. Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Aracı muhtarın evinin önüne park edip motoru kapattım. Garip bir şekilde etrafta kimsecikler yoktu. Askerlerin şuanda nöbet tutması gerekmiyormuydu. Ne yapaçaksın Aysima... İç sesime hak vererek başımı salladım. Ne yapaçaktım... Hızla düşüncelerimden sıyrıldım. Boya örneklerinin bulunduğu çantayı alıp kapıya yöneldim. Hava burada ekstrem bir şekilde soğuktu. Daha fazla üşümemek için adımlarımı hızlandırdım. Okulun rengini çocukların seçmesini istiyordum. Bu yüzden muhtardan köydeki çocukları okul bahçesine toplamasını rica edecektim. Ama bundan önce çok daha önemli bir şey yapaçaktık. Kapıya yaklaştığım sırada içeriden kahkaha sesleri duyulmaya başladı. Galiba herkes buradaydı. Kapıyı çalsam rahatsız edermiydim acaba. Neden edecekmişsin? Çal kız hem gelir gelmez gözlerin o askeri aramadı mı? Belli ki askerimiz de orada. Hayır. Sedece görev saatlerinde nerede olduklarını merak etmiştim. Nede olsa burada can koruyorlar. Tamam kanka bende inandım. Kafamın içindeki sesten kurtulmak için tahta kapıya iki defa vurdum ve bir adım geriye çıktım. Kapı arkasından " geldim" diye bir ses yükseldi. Bir kaç saniye sonra kapı hızla açıldı. Ellilerinde bir kadındı. Yazması siyahtı, boynuna dolanmış başının üstüne atılmıştı sanki sabah acelesinde öyle kalmış, düzeltmeye vakit bulamamıştı. Çiçekli şalvarının renkleri solmuştu ama duruşu solmamıştı. Bir eli kapıyı tutarken diğer eli beline saplanmıştı. "Buyur kızım" dedi güleç yüzüyle. " Ben dün buraya gelen öğretmenim. Mehmet amca ile görüşebilirmiyim." "He. Sen o deli cesaretli öğretmenmisin? Geç kızım içeri buyurasın." Kapıyı daha da geriletip eli ile içeriyi gösterdi. Ona bakmayı sürdurürken "Hadi, kızım soğutun içeriyi". Ne dersem diyeyim ikna olmayacağı için el mecbur içeri girdim. "Papuçları burada çıkartırız." Kapıdan girdikten sonra tekrar bir kapı ile ayrılan bir aradaydık. Muhtemelen burada ayakkabılarınızı çıkartıçak sonra içeri geçecektik. Eğilip beyaz botlarımın bağcıklarını çözdüm. Kadının gözleri bir an olsun üzerimden ayrılmamıştı.Her hareketimi inceliyordu. Botları ayağımdan çıkartıp elime aldım ve doğruldum. Kenara düzeltip koydum. Kadın, benim botlarını düzgünce kenara koyuşunu izledi. Sonra memnun olmuş gibi başını salladı. "Gel kızım, Mehmet ağa içeride." İkinci kapıyı açıp içeri geçti.Ardındanda ben. İçeri geçer geçmez sıcak hava yüzüme çarptı. Az önce iliklerime kad…