Yeniden Başlamak
Yazar: Nisanur Demirci

Yeniden Başlamak 3 Bazı vedalar insanın içine usulca yerleşirdi. Ne büyük cümleler gerekirdi onlara… Ne gözyaşı… Ne de arkaya dönüp bakmak… İnsan sadece anlardı. Bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını. Yağmur, Yaren’in odasının camına sessizce vuruyordu. Dışarıda şehir hâlâ ayaktaydı. Uzaklardan geçen arabaların sesi geliyor, sokak lambalarının sarı ışığı perde arasından içeri süzülüyordu. Yaren çoktan uyumuştu. Battaniyesine sarılmış hâlde derin derin nefes alıyordu. Ara sıra dönerken yatağın hafif gıcırtısı duyuluyor, ardından her şey yeniden sessizliğe gömülüyordu. Ben ise yer yatağında tavana bakıyordum. Uyuyamamıştım. Dün olanları düşündüm. Babamla kavga edişimi… Bugün yaşananları… Okulu. Köyü. Askerleri. Askeri. O uyuz asker gözümün önüne gelince yine sinirlenmiştim. Bir de utanmadan tebessüm ediyordu. Allah var, yakışıklı adamdı. Ama insanın içi güzel olmadıktan sonra dış görünüşü neye yarardı ki? Gözlerinin rengini uzaktan tam seçememiştim. Yeşil gibiydi… Ya da koyu bir renk. Tam anlayamamıştım. Yaren yüzüne düşen sarı saçlarını eliyle itekleyip homurdandı. Sonra sağına dönüp uykusuna devam etti. Onun o uykulu hâli, aklımı meşgul eden askerden birkaç saniyeliğine de olsa kurtarmıştı beni. Mehmet Amca, geleceğimden tam emin olamadığı için kalacağım evi henüz hazırlatmamıştı. Bu yüzden şimdilik Yaren’de kalıyordum. Yaren benim üniversiteden arkadaşımdı. Ortak arkadaş grubunda tanışmıştık. Birbirimizi tanıdıkça, ortak yanlarımızı gördükçe yakınlaşmıştık. Şimdi ise hayatımdaki en yakın insanlardan biriydi. Güzel kızdı Yaren. Sevimli yüz hatlarına zıt duran dolgun dudakları vardı. Küçük burnu yüzüne uyum sağlıyor, sarı saçları ona olduğundan daha yumuşak bir hava katıyordu. Fizyoterapi okumuştu. Mezun olduktan sonra babasının desteğiyle kendine küçük bir yer açmıştı. İyi bir ailesi vardı. Ne karar verirse versin arkasında dağ gibi duran insanlar… Benim gibi ailesinin bitmek bilmeyen olaylarının ve senaryolarının içinde büyümek zorunda değildi. Korumaya çalıştıkça kızlarını kendi elleriyle boğduklarının farkında bile değillerdi. İlgileriyle yoruyor, sevgileriyle nefessiz bırakıyorlardı insanı. İşte biraz da bu yüzden buraya gönüllü olarak gelmek istemiştim. Bir kez olsun kendi kararlarımı verebilmek için… Yağmur hızını azaltmıştı ama hâlâ cama vurmaya devam ediyordu. Yavaş yavaş araba sesleri de azalmaya başlamıştı. Bu gece uyuyamayacağım belliydi. Yattığım yerden başımı kaldırdım. Gözlerim duvar saatini bulurken gece saat bir buçuk olduğunu gördüm. Köyde olsaydım şimdi uyuyor olur muydum acaba? Sanmıyordum. Şehirde uyku geç gelirdi insana. Düşünceler ise daha da geç… Yine öylece dikilir, tavana bakardım. Emindim. Kahve içmek için üzerimdeki mavi çiçekli battaniyeyi kaldırdım. Ayağa kalkmak için hareketlenmiştim ki telefonumun titremesiyle durdum. Telefonu, battaniyeyle takım olan çiçekli yastığın altından aldım. Ekranda yazan isimle elim havada kaldı. “Annem.” Mesaj atmıştı. Parmaklarım ekranın üzerine gidip geri çekildi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yanım mesajı açıp ne yazdığını görmek istiyordu. Diğer yanım ise buna cesaret edemiyordu. “Saçmalama, onlar sana güvenmiyor,” diyordu kalbim. Parmaklarım ise inatla, “Ne olursa olsun onlar senin ailen… Aç,” diyordu. “Annen mi?” Yaren’in uykulu sesiyle irkildim. Telefon elimden kayıp yatağa düştü. Elim refleksle kalbime giderken ona döndüm. Yüzüstü yatıyordu. Başını yatağın kenarından sarkıtmış, bana bakıyordu. Sarı saçları dağılmıştı. Uyku mahmuru gözleri yarı aralı hâlde bana çevrilmişti. Baş parmağımı dişlerimin arasına götürüp başımı tavana kaldırdım. “Tövbe estağfurullah…” " Kusura bakma. Korkutmak istememiştim". Üzerinde ki battaniyeyi bacaklarına indirip sırtı üzerine döndü. Sırtını yatak başlığına yasladı. "Önemli değil. Sen ne zaman uyandın? Yoksa ben mi uyandırdım seni?" Sesim sonlara doğru onu uyandırmanın verdiği rahatsızlıkla kısılmıştı. "Yani biraz öyle oldu. Yatağın içinde deli danalar gibi tepindiğin için olabilir. Ama zaten sen böyle iken uyumam da norma…