BÖLÜM II
Yazar: 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒏𝒐𝒓𝒂

BÖLÜM II Karanlık hisler, yanlızca karanlık ruhlarda olurdu. İnsanlar Ay’a benzer, der Mark Twain. Kimseye göstermedikleri karanlık bir yüzleri muhakkak vardır. Herkesin bir karanlık yüzü olduğunu biliyordum ve benim olduğu gibi de Hazar Valdemar ’ın da bir karanlık yüzü vardı. Aslında bunu saklamayı pekte tercih etmiyor gibiydi, diğer insanların aksine. Karanlığa bürünmüş bir adamın kendi karanlığını gizlemesine ne gerek vardı? Sırtımı yavaşça geriye yasladığımda burada kaldığım odadan oldukça memnundum çünkü bir banyosu, oldukça rahat bir yatağı vardı daha ne isteyebilirdim ki? Otelde kaldığımız o harabe yerlerden sonra gerçekten buraya geldiğime sevinmiştim. Hepimizin ayrı bir odası vardı, malikanede o kadar fazla oda vardı ki her birini saymak veya herkesin nerede olduğunu bulmak bile oldukça zorluydu. Yine de son birkaç günde buraya biraz alışmıştım. Son zamanlarda koruma olarak görevler alırız sanıyordum fakat düşündüğümün aksi olmuştu geldiğimizden beri Hazar ile konuşmuyorduk bile, yakın korumalarının adını dahi henüz bilmiyordum hatta burada ki korumaların adını bilmediğimi söylesem daha doğru olurdu. Akman dışında hiçbir iletişimim yoktu, herkes fazlasıyla yabancıydı. Kapının arkasından sesler duymaya başladığım sırada yatağımda doğruldum ve kapıya doğru ilerledim, kapıyı çekerek açtığımda uzaktan gördüğüm ve hiç tanışmaya fırsat bulamadığım Hazar’ın korumalarının buradan geçtiğini görmüştüm, Almanca konuşurlarken ne dediklerini anlamak için zahmet göstermeden ters bir tarafa doğru ilerlemeye başladım. Koridorun loş ışıkları duvarlara gölgeler düşürüyordu her adımımda sanki o gölgeler de benimle birlikte hareket ediyor, beni izliyormuş gibi uzayıp kısalıyordu. Halının yumuşak dokusu ayak seslerimi yutuyor, bu devasa malikanenin içinde görünmez bir hayalet gibi süzülmeme neden oluyordu. Tam bu sırada aşağıdan gelen seslere kulağımı verdiğimde seslerin tanıdık siması kulağıma erişmişti. Hiç beklemeden merdivenlerden aşağı doğru inmiştim gördüğüm manzara fazla şaşırtıcı değildi. Sarca yine Adin’i sinir ediyor ve Banu’da bunlara seyirci kalıyordu. Mutfak olduğunu varsaydığım odaya adım attığım esnada herkesin gözleri bana dönmüştü, Sarca “Bir an kaybolduğunu sanmıştım kızıl şeytan nerelerdesin?” Omuz silkerek ilerledim, “Takılıyordum.” Adin homurdanarak konuştu, “Talya şu herifin suratını gözlerimin önünden acilen çek.” Kıkırdadığımda sırtımı tezgaha yasladım, “Ne konudan bahsediyorsunuz?” Banu’nun gözleri bir anlığına Sarca’dan Adin’e kaydı, sonra bana döndü. Dudaklarının kenarında beliren o hafif gülümseme bir şeyleri sakladığını açıkça ele veriyordu. “Konu mu?” dedi, sesi gereğinden fazla sakindi. “Aslında pek de önemli bir şey değil.” Sarca hemen atıldı, “Önemli değilmiş,” diye tekrarladı alayla. “Hazar’ın bugün nihayet bazı şeyleri hareketlendireceğini söylemesi hiç önemli değil tabii.” Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Hareketlendirmek?” diye tekrar ettim, sanırım artık başıboş oturmaktan başka şeyler yapacaktık. Adin sert bir nefes verdi, sinirinin hâlâ geçmediği belliydi. “Eğer bu salağın abarttığı kadar sözde eğlenceli bir şeyse, hiç hareketlenmese de olur,” diye mırıldandığında Sarca sırıttı. “Adinciğim neden bu kadar gerildin anlamış değilim doğrusu.” Konuşmalarını bölerek “Ne yapacağız?” diye sordum. Banu, “Henüz kimse tam olarak bilmiyor, yani en azından biz bilmiyoruz.” dedi. “Ama... bu akşam herkesin hazır olması gerektiğini söyledi.” Sırtımı tezgâhtan ayırıp doğruldum. “Ve neden hazır olmamız gerektiğini söyleme zahmetine bile girmedi?” Adin başını salladı, “Kesinlikle öyle oldu ama sanırım Akman’ın bir haberi vardır. Tabii bu malikanede bul bulabilirsen.” Gülümsedim, “Sen o işi bana bırak yeter şeker şey.” Banu kendini tutamayıp kahkaha patlattığında Adin, “Sarca ile konuşa konuşa iyice ona benzedin!” Sarca bir gözünü kırptı, “Kızım benden öğreneceğin daha çok şey var.” Gözlerimi devirerek dudaklarımın kenarındaki hafif gülümseme ile konuşmaya devam ettim, “O konuda bir şüphe yok zaten.” kapıya doğru yöneldiği…