Kanlı Gece

BÖLÜM 2: DEMİR KAFES

Yazar:

Kanlı Gece - azra_ayvz kitap kapağı
Kanlı Gece kitap kapağı

​Malikanenin devasa demir kapıları arkalarından büyük bir gürültüyle kapandığında, Alya için geri dönüşü olmayan bir eşiğin geçildiğinin kanıtıydı. İstanbul’un dışındaki ormanlık arazinin kalbine gizlenmiş bu mülk, bir evden çok yüksek güvenlikli bir kaleyi andırıyordu. Bahçedeki fenerlerin soluk ışığı, sağanak yağmurun altında silahlarıyla nöbet tutan adamların gölgelerini duvarlara yansıtıyordu. ​Klasik siyah araç durduğunda, Demir kapısını açtı ve hızla inip arabanın diğer tarafına geçti. Alya, kapısı açıldığında içeri sızan soğuk rüzgarla tekrar titredi. Demir, hiçbir şey söylemeden genç kadını kollarının arasına aldı ve onu sırılsıklam toprağa bastırmadan doğrudan malikanenin içine taşıdı. ​Giriş salonu, mermer zeminleri ve koyu renkli ahşap mobilyalarıyla ihtişamlı ama bir o kadar da soğuktu. Demir, Alya’yı yavaşça yere bıraktı ancak ellerini omuzlarından hemen çekmedi. Bakışları, kadının yüzündeki her bir korku çizgisine, gözlerinden süzülen yağmur damlalarına kilitlenmişti. ​"Burası güvenli," dedi Demir, sesi bir mühür gibi salonda yankılanırken. "Burada olduğun sürece o dışarıdaki iblis de, amcamın tetikçileri de sana dokunamaz." ​Alya, ıslak saçlarını arkaya iterek Demir’in karanlık gözlerine baktı. "Güvenli mi? Sen beni korumuyor, buraya hapsediyorsun Demir. Babamın cesedi bile daha soğumamışken beni zorla buraya getirdin!" ​Demir’in çenesi kasıldı, gözlerindeki korumacı öfke bir anlığına parladı. Alya'ya doğru bir adım atarak aralarındaki mesafeyi kapattı. "Babanın hatası seni bu bataklığın ortasında savunmasız bırakmaktı. Ben o hatayı yapmam. Dışarıda bir canavar var ve seni bir sonraki avı olarak görüyor. Seni o sokakta bıraksaydım, şu an bir morg masasında olurdun." ​Alya geri çekilmek istedi ama sırtı salonun soğuk duvarına yaslandı. Demir, elini duvara, Alya'nın başının hemen yanına sabitleyerek kaçış yolunu kapattı. Aralarındaki çekim, odadaki havayı kurutacak kadar yoğundu. Alya, bu adamın baskıcı, saplantılı yakınlığından nefret etmek istiyordu ama içten içe onun yaydığı o tehlikeli gücün arkasına saklanma arzusuyla da savaşıyordu. ​Tam o sırada salona acele adımlarla Yaman girdi. Üzerindeki ıslak ceketi çıkarmış, yüzündeki gergin ifadeyle Demir’e bakıyordu. "Demir, konuşmamız gerek. Acil." ​Demir, gözlerini bir saniye bile Alya’dan ayırmadan, "Söyle Yaman," dedi. ​"İçeride değil," dedi Yaman, sesini alçaltarak ama Alya'nın duyabileceği bir tonda. "Komiser Murat olay yerine ulaşmış. Ama asıl sorun bu değil. Kuzey... babasının cesedinin yanına bir not bırakmış. Üzerinde sadece senin adın yazıyor. Ve bir de... Alya'nın kolyesinin resmi çizilmiş." ​Alya duyduklarıyla sarsıldı, eli istemsizce boynundaki ince gümüş kolyeye gitti. Katil onun her şeyini biliyordu. ​Demir yavaşça geri çekildi, yüzündeki ifade tamamen buz kesti. Vücudundaki dövmeler, kasılan kaslarıyla birlikte gerildi. "Demek benimle oynuyor," diye fısıldadı sesi adeta kükrer gibi boğuk çıkarak. Yaman’a döndü. "Güvenliği en üst seviyeye çıkarın. Kuş uçmayacak. Amcam Selim'in de bu işte parmağı var mı araştırın. Eğer o katille iş birliği yapıyorsa, bu şehri ikisine de mezar ederim." ​Yaman başıyla onaylayıp hızla uzaklaşırken, Demir tekrar Alya’ya döndü. Genç kadının korkudan titreyen ellerini kavradı. Dokunuşu sert ama incitmekten kaçınan bir hassasiyete sahipti. ​"Şimdi yukarı çık, üstünü değiştir ve dinlen," dedi Demir, sesi bu kez bir emirden çok, saplantılı bir vaat gibiydi. "Dışarıdaki savaş benim. Senin tek işin, bu duvarların arkasında bana ait olarak kalmak." ​Alya, onun gözlerindeki o dipsiz karanlığa bakarken, kendisini bekleyen asıl tehlikenin dışarıdaki seri katil mi, yoksa kilitli kaldığı bu malikanenin sahibi olan mafya lideri mi olduğunu kestiremiyordu. Ama bildiği bir şey vardı: Kanlı gece başlamıştı ve bu oyundan hiç kimse yara almadan çıkamayacaktı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku