Aşk ve Tehlike
Yazar: MŞAHİNCEYLAN

Kapalıçarşı'nın karanlık sokaklarında bir kovalamaca başladı. Demir, Eylül'ün elinden tuttu ve hızla kaçtılar. Eylül'ün gözleri korku doluydu, ama aynı zamanda heyecan ve adrenalinin de izleri vardı. İki kurşun, taş duvara çarparak yankılandı. "Beni bırak, tek başına kaçabilirsin," dedi Eylül, nefes nefese. Demir, yüzünde acı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. "Hayır, seni bırakmam. Bir kez daha kaybetmeyi göze alamam." Bu sözler, Eylül'ün kalbine bir ok gibi saplandı. Demir'in geçmişindeki acıyı hissetti, onun içindeki kırık adamı gördü. O anda, ikisinin de farkında olmadan duygusal bir bağ kuruldu. Bu, ikisi için de kaçamayacakları bir fırtınanın başlangıcıydı. "Tehlikenin gölgesinde filizlenen bir his ya kurtuluşu getirecek ya da felaketin tohumlarını ekecekti." Geçici Sığınak Helikopter sesinin ormanı terk etmesinin ardından, Eylül ve Demir, dar ve çamurlu bir patika boyunca nefes nefese ilerliyordu. Kanlarının hızla pompalandığı bu anlarda, sessizlik adeta bir tokat gibi yüzlerine çarpıyordu. İki saat boyunca kimse konuşmadı; konuşacak cesareti de gücü de bulamamışlardı. Sonunda küçük, terk edilmiş bir avcı kulübesine ulaştılar. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldığında, içerideki keskin rutubet kokusu burunlarına doldu. Demir, tabancasını çıkararak etrafı kontrol etti. Güvende olduklarından emin olduktan sonra kapıyı sıkıca kapattı. Demir: "Bu gece burada kalacağız. Yarın sabah ne yapacağımıza karar veririz." Eylül: "Bu kadar basit mi? Sadece burada oturup bekleyecek miyiz?" Demir: "Beklemek mi? Hayır. Biz bu oyunu bitireceğiz. Ama sabaha kadar düşünmek zorundayız. Eylül, bir köşeye oturdu. Demir ise pencerenin yanındaki bir sandalyeye yerleşti. Gözlerini dışarıdaki karanlığa dikti ama zihni çok daha karmaşık bir karanlıktaydı. Eylül'ün gözleri ise bir an olsun Demir'den ayrılmadı. Yakınlık ve Uzaklık Eylül'ün sessizliği, Demir'i huzursuz ediyordu. Bu kadın, hayatının her adımında karşısına çıkan bir bilmece gibiydi. Ama bu bilmeceye duyduğu ilgiyi inkâr edemezdi. Onun zeki bakışları, cesur duruşu... İçinde her şeyi alt üst eden bir şey vardı. Eylül ise bir başka savaşı yaşıyordu. Demir'in sessizliği, onun geçmişini hatırlatıyordu. Güvendiği herkesin sırtını döndüğü anlar... Ancak bu adam farklıydı. Güçlüydü, kararlıydı ve bir şekilde Eylül'ü korumaya yemin etmiş gibiydi. Eylül: "Demir... Sence bu işin sonunda ne olacak?" Demir: "Kazanan ya da kaybeden olmayacak. Ama bir şey kesin: Bu çark bir daha dönmeyecek." Bu cevap, Eylül'ü ürküttü. Onun sesi kadar kesin ve kararlıydı. Ama aynı zamanda, o çarkın kırılmasının bedelinin ağır olacağını da biliyordu. Eylül'ün İlk Aşkı Gece boyunca Eylül'ün aklı, geçmişine kayıyordu. Yıllar önceki ilk görevlerinden birinde tanıştığı Barış geldi aklına. İkisi de o zamanlar gençti; idealleri ve cesaretleriyle dünyayı değiştirebileceklerine inanıyorlardı. Ancak Barış, bir ihanet sonucu öldürülmüş, Eylül ise hayatta kalmıştı. O gün kendisine verdiği bir söz vardı: Asla duygularını öncelik yapmayacaktı. Ama şimdi... Demir'in yanında geçirdiği her saniyede, kalbindeki buzların çözülmeye başladığını hissediyordu. Tehlike Yaklaşıyor Sabaha karşı bir ses duyuldu. Eylül hemen yerinden fırladı. Demir, silahını kavrayarak pencereye yöneldi. Kulübenin dışındaki patikadan birkaç kişinin ayak sesleri geliyordu. Demir: "Bizi buldular." Eylül: "Hazır mısın?" Demir: "Hiç hazır olmadığı bir andı." "Bazı duygular, insanın tüm muhakeme yeteneğini yok eder. Özellikle tehlikenin kıyısında filizlenmişse..." Kaçışın Ardından Demir ve Eylül, çatışmadan sonra kendilerini yeniden ormanın derinliklerinde bulmuşlardı. Sabaha karşı gökyüzü pusluydu ve hafif bir çiseleme başlamıştı. Yorgunluk kemiklerine kadar işlemişti ama durmaya cesaret edemezlerdi. Kulübe artık güvende değildi; peşlerindeki düşmanlar gittikçe daha organize hale geliyordu. Eylül: "Bu şekilde devam edersek eninde sonunda yakalanacağız." Demir: "Haklısın ama bir plan yapmamız için zamana ihtiyacımız var. Olan bitenin merkezine ulaşmadan duramayız."…