Tehlike Yaklaşıyor
Yazar: MŞAHİNCEYLAN

O sırada, fabrika binasının dışında bir araç durdu. İçindeki adam, siyah takım elbiseli, sert bakışlı biriydi. Ferit Ural’ın sağ kolu Kerem Bey. Fabrikanın içindeki ışığı fark ettiğinde yüzüne soğuk bir gülümseme yerleşti. İşte buradasın, Demir Kara, diye mırıldandı. “Zamanı geldi.” Kerem, sessizce arabadan indi ve fabrikaya doğru ilerledi. Gece, bir anda tehditkâr bir hal almıştı. Demir ve Eylül, içeride neler olduğunu fark etmemişti. Ancak birkaç dakika içinde, kelebek etkisinin ilk fırtınası patlayacaktı. Gece, ormanın karanlığında fısıldayan rüzgarla daha da soğuk bir hal almıştı. Tehlike, artık gölgelerde değil; açık bir tehdit olarak yaklaşmaktaydı. Çark dönmeye devam ederken, dişliler hızla sıkışıyordu. Oyun, artık bir ölüm kalım meselesi haline gelmişti. Eylül Arman, Yusuf Gürbüz’ün yüzündeki o soğuk gülümsemeyi hatırladıkça içi ürperiyordu. Artık her şeyin farkındaydı: Bu sadece bir adalet arayışı değil, daha büyük bir komplonun parçasıydı. Eylül, tüm bu karmaşıklık içinde bir çıkış yolu bulmak zorundaydı. Telefonunu eline alarak, güvenmediği bir numarayı aradı. Karşıdaki kişi, Eylül’ün hiç hoşlanmadığı bir isimdi: Tamer Çelik, eski bir istihbarat ajanı ve Adalet Masası’nın gölgeler arasındaki kilit isimlerinden biri. Tamer Çelik: “Bu kadar çabuk mu pes ettin, Eylül? Demir’i bu kadar kolay harcamayacağını düşünmüştüm.” Eylül Arman: “Ona zarar vermek senin hatan olur, Tamer. Onu kullanıyorsunuz ama unutma, Demir’in öfkesi sizin çarkınızı tersine çevirebilir.” Tamer, sessizce güldü. Eylül’ün korkularını biliyordu; ama aynı zamanda onun zekasını da küçümsememesi gerektiğini farkındaydı. Tamer Çelik: “Tehlike senin için yaklaşıyor, Eylül. Sadece Demir değil, sen de bu oyunun kurbanısın.” Telefon kapandığında Eylül, ellerinin titrediğini fark etti. Artık tek başına hareket edemezdi; Demir’i bu tehlikeden korumak için onunla açık oynamalıydı. Ama nasıl? Bu kadar ihanet ve oyun içinde, gerçeği bulmak hiç de kolay olmayacaktı. Demir Kara, gökdelenlerin karanlık siluetine bakarken, çocukluğunda duyduğu o eski masalları hatırladı. Kelebek etkisi… O zamanlar sadece bir teoriydi; şimdi ise kendi hayatının merkezinde, bir fırtına gibi esiyordu. Yusuf’un ihanetini kabul edemiyordu. Onca yıl güvendiği adam, nasıl olur da böylesine bir komplonun parçası olabilirdi? Demir’in içindeki öfke, şimdi bir volkan gibi patlamaya hazırdı. Demir Kara (iç monolog): “Her hamle bir fırtınaya yol açar. Ama bu sefer ben o kelebek olacağım. Yusuf’un planlarını altüst edeceğim.” Demir, geçmişte bıraktığı tüm o acı dolu anıları düşündü. Babası, mafyanın karanlık ellerine kurban gitmişti. Annesi ise adalet arayışında kaybolmuştu. Belki de bu yüzden, kendisi hep çarkın dişlilerinde sıkışıp kalmıştı. Ama artık bir dişli olmayı kabul etmeyecekti; çarkın kendisi olacaktı. Beklenmedik Buluşma: Çıkmaz Sokak Demir, eski bir arkadaşının yardımına başvurmak için terk edilmiş bir depo binasına doğru ilerliyordu. Bu kişi ne Eylül ne de Yusuf’tu. Bu kişi, Demir’in en karanlık sırlarını bilen, eski bir istihbarat subayıydı: Arif Taş. Arif, devletin kirli işlerinde yer almış, istihbarat dünyasında adı pek çok skandala karışmış bir isimdi. Ama Demir’in başka seçeneği yoktu; bu çarkı tersine çevirmek için Arif’in yardımı gerekiyordu. Arif Taş: “Ne bekliyordun, Demir? Beni bu bataklıktan çıkarmak için mi geldin?” Demir Kara: “Hayır, Arif. Sana bir teklifle geldim. Bir çark var, dönmeye devam ediyor. Ben bu çarkı kırmak istiyorum ve sen de bunu yapacak kişi olabilirsin.” Arif, sigarasını derin bir nefesle içti ve gözlerini Demir’e dikti. Arif Taş: “Bu çarkın içinde o kadar çok dişli var ki, birini çekip çıkardığında diğerleri seni öğütür. Eylül’ün ve senin burada ne işiniz var, biliyorum. Ama bir adım daha atarsan, geri dönüş olmayacak.” Demir’in yüzünde bir anlık tereddüt belirdi, ama hemen ardından kararlılık geri geldi. Demir Kara: “Geri dönüş mü? Ben zaten çoktan o köprüyü yıktım.” Adalet Masası Toplanıyor Şehrin en karanlık köşesinde, büyük bir toplantı hazırlığı v…