Kaçış ve Yüzleşme
Yazar: MŞAHİNCEYLAN

Denizin soğuk suları, ikisini de sersemletmişti. Sahile yüzdüklerinde, birbirlerine sarılarak nefes almaya çalıştılar. Demir, Eylül’ün ellerini tutup gözlerine baktı. “Seni buraya çektiğim için özür dilerim,” dedi kırık bir sesle. “Ama bu iş bitmedi.” Eylül, yüzünde bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “Bu iş bitmediği gibi, biz de henüz bitmedik.” Demir, Eylül’ü öptü. Bu an, ikisinin de tüm korkularını, acılarını ve kaygılarını bir kenara bıraktıkları bir an oldu. Artık birbirlerine olan sevgileri, onların en büyük silahıydı. Rüzgâr, terk edilmiş fabrikaların arasından geçerken, geceyi delip geçen ürkütücü bir uğultuya dönüşüyordu. Leyla’nın yönlendirmesiyle grup, karanlık bir tünele girerek peşlerindeki maskeli adamları atlattı. Fakat tünelin içinde ilerledikçe, korkunun içlerine işleyen soğuk bir gerçeklik onları karşılıyordu: buradan çıkış, ancak büyük bir yüzleşmeyle mümkün olacaktı. Tüneldeki Karanlık Demir: (elindeki tabancayı sıkıca kavrayarak) “Leyla, bu bizi nereye götürüyor? Daha ne kadar bu labirentte dolanacağız?” Leyla: (soğukkanlı bir sesle) “Burası sadece bir geçit. Ama gerçek tehlike burada başlamıyor; asıl yüzleşmeniz gereken şey ileride bekliyor.” Eylül: (şüpheyle) “Ne demek istiyorsun? Yine ne saklıyorsun?” Leyla, cevap vermek yerine tünelin duvarlarını işaret etti. Eski taş yüzeylere kazınmış semboller ve yazılar dikkat çekiciydi. Bazıları tanrıçaları simgelerken, bazıları şeytani figürlere benziyordu. Fadik: (yavaşça fısıldayarak) “Bu işaretler… eskiden beri anlatılan o karanlık hikayelerden. Çocukken bunları duymuştum. Herkes korkardı. Buraya Lanetlenmiş Geçit derlerdi.” Eylül tedirginlikle duvarlara baktı. Bir an için, taşların arasından bir çift parlayan göz gördüğünü sandı. Kalbi hızla atmaya başladı. Demir’in Geçmişindeki Yüzleşme Tünelin karanlığında ilerlerken, Demir’in zihninde geçmişin gölgeleri belirginleşmeye başladı. Bu anlar, neredeyse dokunabileceği kadar gerçekti. Çocukluk Yılları: “Demir, asla bu sokaktan geçme,” diye uyardı annesi, evlerinin arkasındaki terk edilmiş bir binayı işaret ederek. “O bina kötülüğün ta kendisi.” Ama Demir meraklı bir çocuktu ve bir gün o binaya adım attığında bir trajediyle karşılaşmıştı: bir arkadaşını kaybetmişti. Bu kayıp, onu hayatı boyunca takip eden suçluluk ve öfkenin tohumlarını atmıştı. Şimdi, tünelin karanlık taşlarında o eski binanın yankısını hissediyordu. Bir şey, geçmişteki korkularını yüzeye çıkarıyordu. Eylül: (Demir’in duraksadığını fark ederek) “Demir? Neler oluyor? Yüzün bembeyaz.” Demir: (kısık bir sesle) “Bu yer… bir şeyler hatırlatıyor. Ama ne olduğunu tam anlayamıyorum.” Yüzleşme Başlıyor Tünelin sonunda geniş bir odaya ulaştılar. Ortada, taş bir masa ve etrafına dizilmiş siyah mumlar vardı. Tüm bu düzen, bir tür ritüel için hazırlanmış gibiydi. Leyla, masaya yaklaşıp üzerinde duran eski bir kitabı eline aldı. Leyla: “İşte size bahsettiğim kitap. Bu, Adalet Masası’nın gerçek yüzünü ortaya çıkaracak. Ama onu açmadan önce bir karar vermelisiniz: gerçekten hazır mısınız?” Demir sinirle Leyla’ya döndü. Demir: “Bize sürekli bilmeceler soruyorsun! Aç şu kitabı, Leyla!” Leyla, kitabı açtı. Sayfalar, kanla yazılmış gibi görünen sembollerle doluydu. Ancak kitabın açılmasıyla birlikte, odanın içine derin bir uğultu yayıldı. Sanki tavan kapanıyor, hava ağırlık yapıyordu. Maskelerin Düşmesi Bir anda duvarlardan siyah pelerinli figürler çıkmaya başladı. Grup, kendilerini tamamen kuşatılmış buldu. Leyla: (sessizce) “Bekliyordum… Bizi burada bulacaklarını biliyordum.” Demir: (öfkeyle) “Ne? Bu bir tuzak mıydı?!” Leyla başını eğdi, ama gözlerinde bir ihanet izi yoktu. Leyla: “Hayır. Bu, bizim kaderimizdi.” Figürlerden biri maskesini çıkardı. Karşılarında, Demir’in geçmişinden biri duruyordu: eski arkadaşı Ferhat. Ferhat: “Demir… Beni terk ettiğin o geceyi hatırlıyor musun?” Demir: (şaşkınlıkla) “Ferhat? Bu imkânsız… Sen öldün! O yangında seni kurtaramadım!” Ferhat: (soğuk bir gülümsemeyle) “Hayır, beni sen terk ettin. Şimdi bu karanlığın bir parçasıy…