İhanetin Gölgesi
Yazar: MŞAHİNCEYLAN

Hakan Yalçın, Demir ve Eylül’ü korumak için çatışmaya müdahale etti. Ancak bu esnada, Hakan’ın da geçmişinde sakladığı bazı sırlar ortaya çıktı. Yıllar önce Adalet Masası için gizli bir görevde yer almış ve o görev sırasında kendi ekibini feda etmişti. Bu yüzden istihbarat camiasında adı hep “ihanetle” anılmıştı. “Sana güvenmeliyiz mi?” diye sordu Eylül, gözlerinde şüpheyle. “Yoksa bu da bir oyunun parçası mı?” Hakan, bakışlarını yere indirerek bir süre sessiz kaldı. “Benim güvenim yok,” dedi kısık sesle. “Ama bu işin sonunda yalnızca bir taraf kazanacak. Seçim sizin.” Yağmur hızla yağıyor, gecenin karanlığını daha da derinleştiriyordu. Eylül, Demir ve Meryem, fabrikadan kaçtıktan sonra güvenli bir yere sığınmaya çalışırken zihnindeki soruların ağırlığı altında eziliyordu. Yusuf'un ihanetini öğrenmek, Eylül'ün dengesini tamamen bozmuştu. Bu sadece bir ihanet değildi; Yusuf, Eylül'ün geçmişindeki en güvenilir kişilerden biriydi. Şimdi ise Adalet Masası'nın en ölümcül dişlilerinden biri olmuştu. Meryem, sessizliği bozarak konuştu: Meryem: "Yusuf'un burada olması tesadüf değil. Bizi bu tuzağa çekmek için çok önceden hazırlanmış olmalı.” Demir: (öfkeyle) “Eğer bir daha karşılaşırsak onu kendi ellerimle bitireceğim. O çarkın dişlilerini bir bir kırmaya yemin ettim." Eylül, Demir'in öfkesi karşısında sessiz kaldı. Onun kararlılığına hayrandı, ama aynı zamanda içinde yükselen şüphe dalgasını da bastıramıyordu. Yusuf'un ihanetinden sonra kimseye güvenemez hale gelmişti. Meryem, grubun başında ilerlerken elindeki kitabın sayfalarını karıştırıyordu. Kitaptaki semboller, eski bir dilde yazılmış duaları ve tarifleri içeriyordu. Bir sayfa dikkatini çekti. Kanla çizilmiş bir çarkın etrafında yedi isim yer alıyordu. Meryem: (fısıldayarak) “Bu isimler... Bu, onların kurban listesi. Ve... Eylül, burada senin adın da var." Eylül, bu sözlerle irkilerek kitaba baktı. Gözleri, kendi adını kanla yazılmış halde görünce büyüdü. Eylül: "Bu nasıl mümkün olabilir? Ben neden listelerindeyim?" Demir: (kitaba bakarak) "Adalet Masası, her şeyin bir parçası. Eğer adın buradaysa, onların planlarında çok önemli bir yerin var demektir. Ama bu, bizimle ilgili daha fazla bilgiye sahip olduklarını da gösteriyor." Meryem, bir şeyleri anımsamış gibi duraksadı: Meryem: “Bu kitap sadece bir rehber değil. Onların zayıf noktalarını da içeren bir harita. Eğer doğru okuyabilirsek, Adalet Masası'nın en derin sırlarına ulaşabiliriz." Grup, güvenli bir evde dinlenmeye çekildiğinde, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiler. Demir, pencereden dışarı bakarken gölgeler arasında bir hareket fark etti. Sessizce silahını aldı ve Eylül'e bir işaret yaptı. Demir: “Burada yalnız değiliz. Hazır olun." Kapı birdenbire kırıldı ve içeri silahlı adamlar doluştu. Gölgeler grubundan oldukları belliydi. Çatışma hızla patlak verdi. Kurşunlar havayı delerken Eylül, Meryem'i korumak için bir köşeye çekildi. Demir, hızlı ve kararlı hareketlerle düşmanları etkisiz hale getiriyordu. Ancak saldırıların bir tuzak olduğunu anlaması uzun sürmedi. Son adam yere yığılırken kapıdan biri daha girdi: Yusuf. Yusuf: (gülümseyerek) “Demir Kara ve Eylül Arman... Siz ikiniz, Adalet Masası'nın çarkına takılmış küçük taşlar gibisiniz. Ama bilmelisiniz ki bu çark, hiçbir zaman durmaz." Eylül, Yusuf'un yüzüne meydan okuyarak baktı: Eylül: "Ne yaptın Yusuf? Bize neden ihanet ettin?" Yusuf: "Bu bir ihanet değil, Eylül. Bu bir seçim. Adalet Masası, gerçek gücün nerede olduğunu bana gösterdi. Siz ise geçmişin gölgelerinde yaşamaya devam ediyorsunuz." Demir, Yusuf'un üzerine yürüdü ancak Yusuf hızlı bir hamleyle elindeki silahı doğrulttu. Yusuf: “Bir adım daha atarsan, bu iş burada biter." Tam o anda Meryem, Yusuf'un dikkatsizliğinden faydalanarak arkasından saldırdı ve elindeki kitabı onun kafasına vurdu. Yusuf sendeledi, bu da Demir'e harekete geçmesi için bir fırsat verdi. Silahını Yusuf'a doğrulttu ancak Eylül araya girdi. Eylül: "Hayır, Demir. Onu öldürmek istemiyorum. Onun neden bunu yaptığını öğrenmemiz gerek…