KANLI ÇARK

Yeni Bir Tehdit- Meryem Korkmaz

Yazar:

KANLI ÇARK - MŞAHİNCEYLAN kitap kapağı
KANLI ÇARK kitap kapağı

Bu sırada, Ferit Ural da boş durmuyordu. Kerem Bey’in başarısızlığından sonra, daha tehlikeli ve gizemli bir karakteri devreye soktu: Meryem Korkmaz, kod adı Sfenks. Meryem, eski bir psikolog ve istihbarat ajanıydı. Zekâsı ve manipülatif yetenekleri, onu bir ölüm makinesi haline getirmişti. Soğukkanlı ve acımasız olan Meryem, hedeflerinin zayıf noktalarını bulup onları kırmakla tanınıyordu. Ferit, Meryem’i görevlendirirken uyarıda bulundu: “Bu iş artık kişisel bir mesele haline geldi. Demir Kara ve Eylül Arman, ortadan kaldırılmalı. Hiçbir iz bırakmadan.” “Gerçeklerin üzeri örtülür, ama hiçbir zaman sonsuza dek gizlenemez. Yeterince derine inersen, en karanlık sırları bile açığa çıkarırsın.” Demir ve Eylül, ellerindeki kitapların verdiği ipuçlarını takip ederken Adalet Masası’nın karanlık ve karmaşık ağının yalnızca başlangıcına dokunduklarını hissediyorlardı. Ellerindeki sembollerin işaret ettiği adreslerden biri, eski bir gazeteci olan Meryem Korkmaz’a götürüyordu. Meryem, yıllar önce ortadan kaybolmuş, ancak zamanında birçok büyük skandalı açığa çıkarmasıyla tanınmıştı. Eylül: “Eğer bu kadın hâlâ yaşıyorsa, Adalet Masası hakkında bildikleri bizi bir adım öne geçirebilir.” Demir: “Yaşıyorsa… Bu bile büyük bir varsayım. Adalet Masası, tehlikeli gördüğü herkesi susturmayı iyi bilir.” Meryem’in izini sürmek, kayıp bir hayaletin peşinden gitmek gibiydi. Aradıkları ipucu, şehir dışında, terk edilmiş bir çiftlik evini işaret ediyordu. Çiftliğe vardıklarında, karşılaştıkları manzara tek kelimeyle ürkütücüydü. Yıllardır el sürülmemiş, otlarla kaplanmış avlunun ortasında, neredeyse çürümeye yüz tutmuş bir ev yükseliyordu. Demir, yavaşça kapıyı araladı ve içeriden yükselen hafif bir koku burunlarını yaktı. Çürümenin ve geçmişin kokusu. Duvardaki fotoğraflar, yazı tahtasına iliştirilmiş kupürler ve yerlerde dağılmış belgeler, buranın bir zamanlar yoğun bir araştırma merkezi olduğunu gösteriyordu. Bir köşeden gelen tıkırtı dikkatlerini çekti. Silahlarını doğrultarak sese doğru ilerlediler. Karşılarında, yılların yorgunluğunu yüzünde taşıyan, ama gözlerinde hâlâ bir parıltı olan Meryem Korkmaz duruyordu. Meryem: “Kim olduğunuzu bilmiyorum, ama buraya geldiyseniz ya çok cesursunuz ya da çok aptal.” Demir: “İkisi de olabilir. Size ulaşmamız gerektiğini gösteren bir kitap bulduk. Bize yardım edebilir misiniz?” Meryem: “Hangi kitap? Adalet Masası’nın kitabını mı diyorsunuz?” Meryem, Demir’in elindeki kitabı görünce yüzü gerildi. Bir an için sessizlik çöktü, ardından derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. Meryem: “Bu kitabı bulduysanız, ölüme bir adım daha yaklaştınız demektir. Adalet Masası, bu kitabın peşinde olan herkesi ya susturdu ya da kendi tarafına çekti.” Eylül, Meryem’in gözlerindeki tedirginliği fark etti ve yaklaşarak nazik bir ses tonuyla konuştu: Eylül: “Bize güvenebilirsiniz. Adalet Masası’nın gerçek yüzünü açığa çıkarmak istiyoruz. Onların, insanlar üzerinde nasıl bir korku imparatorluğu kurduğunu gördük.” Meryem: “Gerçek yüzlerini mi? Çocuklar, gördüğünüz yalnızca yüzey. Bu işin derinlerine indikçe karanlık sizi yutabilir.” Meryem, elleri titreyerek eski bir metal kutuyu açtı. Kutunun içinden çıkan belgeler, kasetler ve fotoğraflar, Adalet Masası’nın sadece Türkiye’de değil, dünya çapında bir güç olduğunu ortaya koyuyordu. Belgelerde bazı isimler dikkat çekiciydi: Uluslararası politikacılar, iş insanları ve hatta istihbarat ajanları. Demir: “Bu… Bu imkânsız! Bu kadar geniş bir ağ nasıl fark edilmedi?” Meryem: “Çünkü fark edilmek istemiyorlar. Onlar, kaos yaratıp düzen vaadiyle herkesi manipüle eder. Ve bu kitap, onların en büyük sırrını barındırıyor.” Eylül, elindeki belgeleri incelerken bir şey dikkatini çekti. Fotoğraflardan birinde, çok tanıdık bir yüz vardı. Şok içinde, Demir’e dönüp fısıldadı: Eylül: “Demir… Bu kişi… Bu kişi bizim amirimiz değil mi?” Demir: (sertçe) “Emin misin? Bu sadece bir rastlantı olamaz!” Tam o sırada dışarıdan bir motor sesi duyuldu. Meryem’in yüzü bembeyaz oldu. Meryem: “Bizi buldular!” Demir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku