Kanlı Ayın Mirası I: Gölgelerin Ardındaki Dünya

Sessizliğin İçindeki Fısıltılar

Yazar:

Kanlı Ayın Mirası I: Gölgelerin Ardındaki Dünya - Aybige kitap kapağı
Kanlı Ayın Mirası I: Gölgelerin Ardındaki Dünya kitap kapağı

24 Mayıs 2855 Sabahın ilk ışıkları, odamın ince tül perdelerinden usulca süzülürken gözlerimi açtım. Birkaç saniye boyunca tavana bakarak hareketsiz kaldım. Her sabah olduğu gibi, gördüğüm rüyayı hatırlamaya çalışıyordum. Aynı his yine peşimi bırakmamıştı. Karanlık bir ormanın içinde ilerliyordum. Ağaçların gövdeleri gökyüzüne yükseliyor, dalları birbirine dolanarak ay ışığının toprağa ulaşmasına engel oluyordu. Ne kadar yürürsem yürüyeyim yolun sonu görünmüyor, arkamdan gelen ayak sesleri ise her adımda biraz daha yaklaşıyordu. Tam arkamı dönecekken uyandım. Her zamanki gibi derin bir nefes alarak doğruldum. Göğsümün tam ortasında, tarif etmekte zorlandığım bir ağırlık vardı. Sanki biri bütün gece orada durmuş ve kalbimin üzerine sessizce baskı uygulamıştı. Elimi göğsüme götürdüm. Kalp atışlarım sakindi; ancak içimdeki huzursuzluk aynı sakinliği paylaşmıyordu. Pencereye doğru yürüyüp perdeyi araladım. Dışarıda yeni uyanan şehir, güneşin altın tonlarıyla aydınlanıyordu. Sokaktan geçen insanlar, işe yetişmeye çalışanlar, omzunda çanta taşıyan öğrenciler... Her şey son derece olağan görünüyordu. Bazen, tüm bunların gerçekten var olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum. Belki de yaşadıklarım yalnızca hayal gücümün bir ürünüydü. Belki de geceleri gördüğüm rüyalar, çocukluğumdan beri peşimi bırakmayan o tuhaf hisler ve açıklayamadığım olaylar, zihnimin bana oynadığı oyunlardan ibaretti. Ancak içimdeki bir ses bunun doğru olmadığını söylüyordu. Küçüklüğümden beri geceleri karanlıktan korkmadım. İnsanlar ışıkları açık uyurken ben ay ışığını odama davet ederdim. Karanlığın bana zarar vermeyeceğini hep biliyordum. Asıl ürkütücü olan, karanlığın içinde beni tanıyan bir şeylerin varlığını hissetmekti. Bazen odamın köşesinde bir gölge gördüğümü sanıyor, gözlerimi kırptığımda onun kaybolduğunu fark ediyordum. Bazen de adımı, kimsenin bilmediği kadar tanıdık bir ses kulağıma fısıldıyordu. Her seferinde arkamı döndüğümde ise yalnızca sessizlikle karşılaşıyordum. Çocukken bunları anneme anlatırdım. O da gülümseyip saçlarımı okşar, fazla hayal kurduğumu söylerdi. Babam ise bunun büyüdükçe geçeceğine inanırdı. Geçmedi. Aksine, yıllar geçtikçe daha da gerçek bir hâl aldı. Artık yalnızca hissetmiyordum; bazen birilerinin beni uzaktan izlediğinden neredeyse emindim. Belki de bu yüzden, insanlarla arama görünmez bir mesafe koymayı öğrenmiştim. Kalabalıkların içinde bile kendimi yalnız hissediyordum. Kimseye anlatamadığım onlarca soru, yıllardır zihnimin en karanlık köşesinde yanıt bekliyordu. Ben kimdim? Neden diğer insanlardan farklı hissediyordum? Ve neden, ne zaman dolunay gökyüzünü aydınlatsa, içimde tarif edemediğim bir özlem uyanıyordu? Bu soruların cevabını henüz bilmiyordum. Ancak bilmemem, cevapların bana doğru yaklaşmadığı anlamına gelmiyordu. O sabah, bunun hayatımın son sıradan günü olacağından habersizdim. Kıyafetlerimi dolaptan alırken aynanın karşısında istemsizce duraksadım. Sabah güneşi odamı aydınlatmasına rağmen, aynadaki yansımam her zamankinden daha solgun görünüyordu. Uzun siyah saçlarım omuzlarımdan aşağı sessizce dökülüyor, gözlerimin altındaki hafif yorgunluk gecenin izlerini hâlâ taşıyordu. Parmak uçlarımla yüzüme dokundum. Soğuktum. Yaz ortasında olmamıza rağmen tenim her zamanki gibi buz gibiydi. Buna yıllar önce alışmıştım; ancak insanların şaşkın bakışlarına hiçbir zaman alışamamıştım. Üzerimi giyinip odadan çıktığımda, evin içine yayılan taze kahve kokusu burnuma çarptı. Bu koku, çocukluğumdan beri bana güven veren nadir şeylerden biriydi. Ahşap merdivenlerden yavaşça inerken evin her köşesini dikkatle süzdüm. Duvarlarda yıllardır yerini değiştirmeyen aile fotoğrafları, girişte duran eski saat ve annemin büyük bir özenle baktığı saksı çiçekleri... Her şey aynıydı. O kadar aynıydı ki, bazen zamanın bu evin içinde akmayı unuttuğunu düşünürdüm. "Günaydın," dedim mutfağa girerken. Annem, ocağın başında gülümseyerek bana baktı. "Günaydın, güzel kızım. Bu gece yine pek uyuyamamışsın." Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluşt…

Bölümün tamamını WritePad'de oku