99. BÖLÜM: KADERİN SON SINAVI
Yazar: Bircan Mazhar

99. BÖLÜM: KADERİN SON SINAVI Kadim Tapınak’ın duvarları Unutulan Kral’ın yükselen gücüyle sarsılırken, Defne ve yanındakiler birbirlerine baktı. Artık hiç kimsenin geri dönüşü yoktu. Karşılarında duran varlık, yalnızca bir düşman değildi. O, binlerce yıl boyunca biriken öfkenin ve unutulmuş acıların beden bulmuş hâliydi. Unutulan Kral yavaşça elini kaldırdı. Bir anda salonun içindeki bütün ışık söndü. Karanlık her yeri kapladı. Defne, birkaç saniyeliğine hiçbir şey göremedi. Etrafındaki sesler kayboldu. Ne Mazhar’ın nefesini, ne Azhan’ın adımlarını, ne de ailesinin sesini duyabiliyordu. Sanki tamamen yalnız kalmıştı. Sonra karanlığın içinden bir ses geldi. “Bak…” “En sonunda yine tek başına kaldın.” Defne gözlerini kapattı. Bu ses Unutulan Kral’a aitti. “Sevdiklerini koruyabileceğini sandın.” “Ama herkes sonunda senden ayrılacak.” Karanlığın içinde görüntüler oluşmaya başladı. Lal’in tekrar zincirlendiği an… Eren’in gözlerinin önünde kaybolduğu an… Mazhar’ın yaralandığı an… Azhan’ın onu terk ettiği an… Hepsi birer birer Defne’nin karşısına çıktı. Unutulan Kral fısıldadı. “İşte gerçek.” “Ne kadar güçlenirsen güçlen…” “Kaybetmekten kaçamazsın.” Defne’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Çünkü bu onun en büyük korkusuydu. Sevdiklerini kaybetmek. Ancak tam o anda karanlığın içinde başka bir ses duyuldu. “Defne…” Bu Lal’in sesiydi. “Ben sana hiçbir zaman kaybetmekten korkmayı öğretmedim.” Defne başını kaldırdı. Lal’in silueti karanlığın içinde belirdi. “Ben sana sevmeyi öğrettim.” Ardından Eren’in sesi duyuldu. “Kızım…” “Bir insanın gücü, hiç yara almamasından gelmez.” “Yaralarına rağmen yürüyebilmesinden gelir.” Defne gözlerini sildi. Yavaşça ayağa kalktı. “Sen benim korkularımı gösteriyorsun.” dedi. “Ama benim gerçeğimi bilmiyorsun.” Karanlık titredi. Unutulan Kral ilk kez sessiz kaldı. Defne devam etti. “Ben kayıplarımla güçsüz olmadım.” “Onlar sayesinde kim olduğumu öğrendim.” Tam o anda kalbindeki Üçüncü Mühür yeniden parladı. Karanlık parçalanmaya başladı. Dışarıdaki salonda Mazhar, Azhan, Arven, Nergis ve Alya da aynı anda Defne’nin ışığını hissetti. Mazhar gülümsedi. “Başardı.” Azhan başını kaldırdı. “Hayır.” “Daha yeni başlıyor.” Çünkü karanlık dağıldığında Unutulan Kral hâlâ ayaktaydı. Fakat artık yüzündeki ifade değişmişti. Öfke yerine şaşkınlık vardı. “Sen…” “Benim gücümü nasıl kırdın?” Defne ona doğru yürüdü. “Çünkü sen insanların acılarını zayıflık sandın.” “Ama acılarımız bizi birbirimize bağladı.” Unutulan Kral geriye doğru bir adım attı. Tam o sırada İlk Düşman ve Sessizlik de ortaya çıktı. Fakat ikisi de eskisi gibi değildi. Güçleri azalmış, bakışları değişmişti. Sessizlik yavaşça konuştu. “Demek sonunda anladın.” Defne şaşkınlıkla ona baktı. “Neyi?” Sessizlik gözlerini Unutulan Kral’a çevirdi. “Biz hiçbir zaman asıl düşman değildik.” “Biz yalnızca onun yarattığı parçalarıydık.” Salonda herkes donup kaldı. İlk Düşman devam etti. “Öfkem onun karanlığından doğdu.” “Boşluğum onun hiçliğinden.” Unutulan Kral ilk kez öfkeyle bağırdı. “Susun!” Fakat artık çok geçti. Gerçek ortaya çıkmıştı. Defne, Alya, Mazhar, Azhan ve diğerleri aynı anda anladı. Bu savaşın başlangıcındaki bütün sırlar tek bir varlığa bağlıydı. Ve şimdi… O varlık ilk kez yalnız kalmıştı. Unutulan Kral gökyüzüne doğru yükselen karanlığa baktı. “Öyleyse…” “Son oyunu oynayalım.” Elini açtığında tapınağın üzerinde dev bir kapı belirdi. Kapının ardında ise bütün dünyayı içine alabilecek kadar büyük bir karanlık bekliyordu. İlk Muhafız korkuyla fısıldadı. “Hayır…” “O kapı açılırsa…” “Hiçbir mühür onu durduramaz.” Defne kılıcını kaldırdı. “Gerekirse mühür olmayız.” “Gerekirse biz ışığın kendisi oluruz.” Ve son savaş başladı.