KAN

96. BÖLÜM: KAYIP VARİS

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

96. BÖLÜM: KAYIP VARİS Genç kadının sesi Kadim Tapınak’ın sessizliğinde yankılanırken salondaki herkes ona çevrildi. Defne, karşısındaki yabancının boynundaki kolyeyi görünce olduğu yerde donup kaldı. Kolyenin üzerinde işlenmiş kadim semboller, az önce kendi boynunda kaybolan kolyenin aynısıydı. Fakat bu kolyenin ortasında, daha önce hiç görmediği gümüş renkli küçük bir kristal parlıyordu. Genç kadın yavaşça birkaç adım attı. Yüzünde ne düşmanlık ne de korku vardı. Sadece uzun yıllardır süren bir arayışın yorgunluğu okunuyordu. Eren derin bir nefes aldı. Lal’in yıllar önce saklamak zorunda kaldığı sırrın artık gizli kalamayacağını anlamıştı. İlk Muhafız asasını yere dokundurdu ve ağır bir sesle konuştu. “Artık gerçek tamamen ortaya çıkmalı.” Salondaki herkes sessizce onu dinlemeye başladı. Yaşlı adam bakışlarını Defne ile genç kadın arasında gezdirdi. “Yıllar önce karanlık güçler yalnızca Üçüncü Mühür’ü değil, Kadim Denge’yi de ele geçirmek istedi. Bunun üzerine Kraliçe tek bir karar verdi. Gücü iki ayrı kalbe bölmek…” Defne şaşkınlıkla başını kaldırdı. “İki ayrı kalbe mi?” İlk Muhafız başını salladı. “Evet. Üçüncü Mühür’ün ışığı senin ruhuna emanet edildi. Kadim Denge’nin özü ise onun ruhuna.” Genç kadın sessizce Defne’ye baktı. “Benim adım Alya.” dedi. “Yıllardır kim olduğumu öğrenmeye çalışıyorum. Bana yalnızca bir gün ışığın gerçek sahibini bulacağım söylendi.” Defne yavaşça ona yaklaştı. “Yani…” diye fısıldadı. “Biz kaderimizi paylaşan iki kişiyiz.” Alya hafifçe gülümsedi. “Belki de bundan daha fazlasıyız.” Nergis şaşkınlıkla İlk Muhafız’a döndü. “Onları neden birbirinden ayırdınız?” Yaşlı adamın gözleri hüzünle doldu. “Çünkü ikisi bir arada büyüseydi, İlk Düşman onları daha çocukken bulurdu. Ayrı kaldıkları için yaşayabildiler.” Arven derin bir nefes aldı. “Demek bütün bu yıllar…” İlk Muhafız sözünü tamamladı. “…Onları koruyabilmek için yaşandı.” Tam o anda tapınak yeniden şiddetle sarsıldı. Gökyüzündeki yarık daha da büyüdü. İlk Düşman ile Sessizlik’in birleşen karanlığı salonun üzerine çökmeye başladı. Devasa varlık öfkeyle kükredi. “Demek ikinci taşıyıcı da burada!” Gri ve siyah enerji aynı anda Alya ile Defne’ye doğru yöneldi. Mazhar hiç düşünmeden ikisinin önüne geçti. Azhan ve Arven de yan yana durarak silahlarını kaldırdılar. Eren ise kızının omzuna dokundu. “Artık kaçmanın zamanı geçti.” dedi. “Birlikte savaşacağız.” Defne Alya’nın elini tuttu. İkisi birbirlerine baktıkları anda boyunlarındaki semboller aynı anda parladı. Altın ve gümüş ışık birbirine karışarak tapınağın kubbesine yükseldi. İlk Muhafız’ın yüzünde yıllardır görülmeyen bir umut belirdi. “İşte…” dedi kısık bir sesle. “Kadim Denge yeniden tamamlandı.” Ancak ışık yükseldiği anda tapınağın en derinlerinden çok daha eski, çok daha güçlü bir uğultu duyuldu. İlk Muhafız’ın yüzündeki umut bir anda kayboldu. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. “Hayır…” diye fısıldadı. “Bunu hiç hesaplamamıştık.” Defne endişeyle ona döndü. “Ne oldu?” İlk Muhafız yavaşça gözlerini açtı. Bakışlarında ilk kez korku vardı. “Kadim Denge uyandığında…” dedi. “…yalnızca ışık uyanmaz.” Tam o anda tapınağın en alt katından, mühürlenmiş uçurumun derinliklerinden gelen tok bir ses bütün salonu sarstı. Sanki binlerce yıldır uyuyan bir varlık gözlerini açmıştı. Ardından taş duvarlar boyunca tek bir cümle yankılandı: “Ben geri döndüm.” Salondaki herkes nefesini tuttu. Çünkü bu ses ne İlk Düşman’a ne de Sessizlik’e aitti. Çok daha eski, çok daha kadim ve şimdiye kadar adını bile duymadıkları bir varlığın sesi, bütün tapınağı sarsıyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku