94. BÖLÜM: KADİM BİRLİK
Yazar: Bircan Mazhar

94. BÖLÜM: KADİM BİRLİK Tapınağın kubbesinde açılan dev yarık her geçen saniye büyüyor, siyah ve gri enerjiler birbirine karışarak gökyüzünü andıran tavanda dev bir girdap oluşturuyordu. Taş sütunlar birbiri ardına çatlıyor, yüzyıllardır ayakta duran Kadim Tapınak yaklaşan savaşın ağırlığını taşıyamıyordu. Defne, altın tahtın önünde dimdik dururken gözlerini gökyüzünden ayırmıyordu. İçindeki Üçüncü Mühür’ün gücü kalbiyle birlikte atıyor, her nefesinde biraz daha güçleniyordu. Eren ağır adımlarla kızının yanına geldi. Yıllardır söyleyemediği sözleri söylemek ister gibi Defne’ye baktı. “Sana anlatamadığım çok şey var.” dedi. “Ama şimdi dinlemen gereken tek şey kalbin.” Defne gözlerini babasına çevirdi. “Beni gerçekten bırakmak istemedin, değil mi?” Eren’in gözleri doldu. “Bir baba, evladını isteyerek terk etmez.” dedi. “Seni koruyabilmek için senden uzak durdum. Her doğum gününde seni uzaktan izledim. Her gözyaşında yanına gelememenin acısını yaşadım. Ama bugün… sonunda karşındayım.” Defne’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Sessizce babasına sarıldı. Eren de yıllardır özlemini çektiği kızını ilk kez kollarına aldı. Mazhar bu manzarayı izlerken gülümsedi. Azhan başını eğdi. Nergis gözyaşlarını silerken Arven derin bir nefes aldı. Sanki yıllardır eksik olan bir parça nihayet yerine oturmuştu. Ancak o huzur yalnızca birkaç saniye sürdü. Gökyüzündeki girdabın tam ortasında korkunç bir patlama meydana geldi. Siyah ve gri enerjiler birleşerek devasa bir varlığın siluetini oluşturmaya başladı. Ne tamamen İlk Düşman’a benziyordu ne de Sessizlik’e. İkisinin de gücünü taşıyan, çok daha korkutucu bir varlıktı. Salonun içini titreten kalın sesi yankılandı. “Ne kadar uğraşırsanız uğraşın…” dedi. “Kaderinizi değiştiremezsiniz.” Defne, babasının önüne geçti. “Biz kaderimizi çoktan değiştirmeye başladık.” diye karşılık verdi. Varlık alaycı bir kahkaha attı. “Öyle mi?” dedi. “O hâlde ilk sınavını ver, Üçüncü Mühür’ün Koruyucusu.” Bir anda salonun zemini yarıldı. Siyah dumanların arasından geçmişe ait görüntüler yükselmeye başladı. Defne kendisini küçük bir çocuk olarak gördü. Annesini arıyor, karanlık sokaklarda tek başına ağlıyordu. Ardından Lal’in zincirlere vurulduğu günü gördü. Sonra Mazhar’ın yaralandığı an, Azhan’ın yıllarca taşıdığı pişmanlık, Kael’in tek başına çektiği acılar ve Eren’in kızını uzaktan izlediği yalnız geceler… Hepsi aynı anda Defne’nin zihnine doldu. Dizlerinin üzerine çöktü. Başını iki eliyle tuttu. “Yeter…” diye fısıldadı. “Lütfen…” Varlık karanlık bir kahkaha attı. “İnsanları en kolay geçmişleriyle yıkarım.” Tam o anda Lal’in sesi Defne’nin kalbinde yankılandı. “Acından kaçma kızım.” dedi. “Onu kabul et. Çünkü seni sen yapan yalnızca mutluluğun değil, yaşadığın bütün acılardır.” Ardından Kraliçe’nin sesi duyuldu. “Gerçek koruyucu karanlığı yok etmez.” dedi. “Onu ışığın içinde eritmesini bilir.” Defne yavaşça gözlerini açtı. Artık korkmuyordu. Ayağa kalktı ve iki elini göğsünün üzerinde birleştirdi. Üçüncü Mühür bütün gücüyle parladı. Altın ışık yalnızca salonu değil, herkesin kalbini de aydınlattı. Mazhar’ın kılıcı yeniden ışıldadı. Azhan’ın kılıcı eski gücüne kavuştu. Arven’in mızrağı kadim sembollerle kaplandı. Nergis’in bastonundan yükselen mavi ışık altın renge dönüştü. Eren’in göğsündeki eski mühür de yeniden canlandı. Defne yüksek sesle konuştu. “Biz gücümüzü yalnızca mühürlerden almıyoruz.” dedi. “Birbirimize olan bağlılığımızdan alıyoruz.” Mazhar gülümseyerek kılıcını kaldırdı. “Sonuna kadar seninleyim.” Azhan kararlı bir şekilde yanında durdu. “Bu kez geçmişi değil, geleceği koruyacağız.” Arven mızrağını yere vurdu. “Muhafız yemini yeniden başladı.” Nergis gözlerini kapatarak eski dilde dualar okumaya başladı. Eren ise kızının omzuna elini koydu. “Artık yalnız değilsin.” Beş muhafız ile Üçüncü Mühür’ün Koruyucusu aynı anda güçlerini birleştirdi. Altın ışık gökyüzüne yükselerek siyah ve gri girdabın tam merkezine ulaştı. Ancak tam herkes üstünlüğü ele geçirdiklerini düşünürken, girdabın içindeki dev varlık yavaşç…