93. BÖLÜM: GÖLGELERİN SESİ
Yazar: Bircan Mazhar

93. BÖLÜM: GÖLGELERİN SESİ Salondaki herkes donup kalmıştı. “Hoş geldin… kızım.” sözleri taş duvarlarda defalarca yankılanırken Defne’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Mazhar, hiç düşünmeden Defne’nin önüne geçti ve kılıcını siyah pelerinli yabancıya doğrulttu. “Defne’den uzak dur.” Siyah pelerinli adam, Mazhar’ın sözleri karşısında yalnızca hafifçe gülümsedi. “Onu korumaya çalışıyorsun.” “Bu güzel…” “Ama bana engel olamazsın.” Azhan dikkatle yabancının sesini dinliyordu. İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı. O sesi daha önce duymuş gibiydi ama nerede olduğunu hatırlayamıyordu. Defne ise gözlerini yabancıdan ayırmıyordu. “Sen kimsin?” diye sordu. “Ve bana neden kızım dedin?” Yabancı ağır adımlarla ışığın içine doğru yürüdü. Yüzünü örten gölgeler yavaş yavaş dağıldı. Orta yaşlı, keskin yüz hatlarına sahip bir adamdı. Gözleri Defne’ninkine benzer şekilde ela rengindeydi. Sağ kaşının üzerinde eski bir yara izi vardı. Nergis adamı görür görmez bastonunu elinden düşürdü. “Hayır…” diye fısıldadı. “Bu… olamaz.” Arven’ın yüzü bembeyaz kesildi. “Sen…” Adam başını eğdi. “Evet.” “Beni hatırladınız.” Azhan şaşkınlık içinde geri çekildi. “Sen öldün.” Adam acı bir tebessüm etti. “Hayır.” “Yalnızca öldüğüme inanmanızı sağladılar.” Defne’nin nefesi kesildi. “Sen kimsin?” Adam gözlerini kızına çevirdi. “Benim adım Eren.” “Lal’in sevdiği adam…” “Ve senin babanım.” Bu sözler salondaki herkesi sessizliğe gömdü. Defne’nin gözleri doldu. Yıllardır cevabını bilmediği soru, sonunda karşısındaydı. “Babam…” diye fısıldadı. “Sen…” “Nasıl…” Eren derin bir nefes aldı. “Ben seni hiç bırakmadım.” “Sadece sana yaklaşamadım.” Mazhar, Defne’nin omzuna destek olmak istercesine yaklaştı ama gözlerini Eren’den ayırmadı. “Eğer söylediklerin doğruysa…” “Neden şimdi ortaya çıktın?” Eren’in yüzündeki hüzün derinleşti. “Çünkü Üçüncü Mühür uyanmadan buradan çıkamazdım.” “Ben de bu tapınağın mahkûmlarından biriydim.” Tam o anda Sessizlik öfkeyle konuştu. “Yeter!” “Geçmişinizi dinleyecek vaktiniz yok.” Gri sis yeniden salonu kaplamaya başladı. İlk Düşman’ın karanlığı da çatlaklardan içeri sızıyordu. İki kadim varlık ilk kez aynı anda Eren’e döndüler. Sessizlik’in sesi sertleşti. “Sen burada olmamalıydın.” Eren gözlerini kapattı. “Biliyorum.” “Çünkü benim bildiğim gerçek…” “Sizin sonunuz olacak.” Defne şaşkınlıkla ona baktı. “Nasıl bir gerçek?” Eren cevap vermeden önce tahtın üzerindeki üç mühür yeniden parladı. Altın ışık, Eren’in göğsüne vurdu. Göğsündeki eski bir mühür görünür hâle geldi. Kraliçe’nin sesi yeniden salonda yankılandı. “Demek…” “Son muhafız sensin.” Arven derin bir nefes aldı. “Son muhafız mı?” Kraliçe’nin sesi devam etti. “Eren hiçbir zaman sıradan biri değildi.” “O…” “Üçüncü Mühür’ün ilk koruyucusuydu.” Defne şaşkınlıkla babasına baktı. Eren yavaşça başını eğdi. “Ve şimdi…” “Bu görev sana geçti.” Tam o anda tapınak yeniden şiddetle sarsıldı. Tavanın tam ortasında dev bir yarık açıldı. Yarığın içinden siyah ve gri enerjiler birbirine karışarak aşağı inmeye başladı. Eren’in yüzündeki kararlılık yerini endişeye bıraktı. “Geç kaldık.” dedi. “İlk Düşman ve Sessizlik artık ayrı hareket etmiyor.” “İkisi de tek bir bedende birleşmeye çalışıyor.” Salondaki herkes aynı anda gökyüzüne baktı. Çünkü yarığın içinden oluşmaya başlayan devasa siluet, şimdiye kadar karşılaştıkları hiçbir karanlığa benzemiyordu. Gerçek savaş, ilk kez şimdi başlıyordu.