89. BÖLÜM: İHANETİN ARDINDAKİ GERÇEK
Yazar: Bircan Mazhar

89. BÖLÜM: İHANETİN ARDINDAKİ GERÇEK Salondaki herkes nefesini tutmuştu. Siyah ışığın içinden beliren Kael, saldırmak yerine başını öne eğmiş, yorgun gözlerle Defne’ye bakıyordu. Üzerindeki eski muhafız zırhı parçalanmış, göğsündeki mühür simsiyah çatlaklarla kaplanmıştı. Sanki yüzyıllardır hem yaşamla hem de ölümle mücadele ediyordu. Mazhar refleksle Defne’nin önüne geçti ve kılıcını kaldırdı. “Bir adım daha atma.” Kael acı dolu bir tebessüm etti. “Hâlâ muhafızlar gibi davranıyorsunuz.” “Bu hiç değişmemiş.” Azhan öfkesini daha fazla bastıramadı. “Sus!” “Senin yüzünden Lal yıllarca zincirlere mahkûm kaldı.” “Senin yüzünden yüzlerce insan öldü.” Kael gözlerini kapattı. “Biliyorum.” “Her günü bunun pişmanlığıyla yaşadım.” Arven sert bir sesle konuştu. “Pişmanlık, yaptıklarını değiştirmiyor.” Kael başını salladı. “Hayır.” “Ama gerçeği öğrenmeniz gerekiyor.” Defne dikkatle ona baktı. “Nasıl bir gerçek?” Kael ağır ağır konuşmaya başladı. “O gün…” “Ben mührü isteyerek bozmadım.” Salondaki herkes donup kaldı. Nergis kaşlarını çattı. “Yalan söylüyor.” Kael gözlerini Defne’ye çevirdi. “İlk Düşman bana dokunmadı.” “Onu durdurmaya çalışıyordum.” Defne şaşkınlıkla bir adım attı. “Ne demek istiyorsun?” Kael derin bir nefes aldı. “Mührün içinde yalnızca İlk Düşman yoktu.” “Sessizlik de uyanıyordu.” “İkisini aynı anda mühürlemek imkânsızdı.” Arven’in yüzü değişti. Sanki yıllardır unuttuğu bir anı yeniden hatırlamıştı. Kael devam etti. “Bir seçim yapmak zorundaydık.” “Lal, İlk Düşman’ı mühürlemek istedi.” “Ben ise önce Sessizlik’i durdurmamız gerektiğini söyledim.” Azhan öfkeyle bağırdı. “Yalan!” “Biz bunu hiç konuşmadık.” Kael acıyla gülümsedi. “Çünkü o anı hatırlamıyorsunuz.” Defne’nin kalbi hızlandı. “Hatırlamıyoruz derken?” Kael yavaşça elini göğsündeki siyah mühre götürdü. “Yemin tamamlandıktan sonra…” “Kraliçe anılarınızı mühürledi.” Bu söz, salonda bomba etkisi yarattı. Defne şaşkınlıkla Kraliçe’yi düşündü. “Anılar neden silinsin?” Kael’in sesi daha da hüzünlendi. “Çünkü başka çare yoktu.” “Eğer gerçeği hatırlasaydınız…” “Birbirinizi affedemezdiniz.” Arven’in nefesi düzensizleşti. Gözlerinin önüne parçalanmış görüntüler gelmeye başlamıştı. Genç Lal… Genç Azhan… Kan… Çığlıklar… Ve Kraliçe’nin yükselen sesi… “Beni affedin…” Arven dizlerinin üzerine çöktü. “Hayır…” diye fısıldadı. “Hatırlıyorum…” Azhan başını iki eliyle tuttu. O da aynı görüntüleri görmeye başlamıştı. Defne endişeyle onlara baktı. “Neler oluyor?” Tam o anda salonun ortasındaki mühür büyük bir gürültüyle parladı. Altın ışık bütün salonu kapladı. Herkesin zihninde aynı anı canlandı. Genç Kraliçe, dört muhafızın karşısında duruyordu. Gözlerinde yaş vardı. “Bu yükü birlikte taşıyamazsınız.” diyordu. “Biriniz bütün suçu üstlenecek.” Kael öne çıkmıştı. “Ben yaparım.” Lal hemen itiraz etmişti. “Hayır!” “Aynı kaderi paylaşacağız.” Fakat Kael gülümsemişti. “Eğer insanlar bir haine inanırsa…” “Mühürün sırrını korurlar.” “Gerçeği öğrenirlerse…” “Bir gün iki kadim varlığı da özgür bırakırlar.” Görüntü bir anda dağıldı. Salon yeniden sessizliğe büründü. Arven’in gözlerinden yaşlar akıyordu. Azhan dizlerinin üzerine çökmüştü. Nergis ise inanamayan gözlerle Kael’e bakıyordu. Defne’nin sesi titredi. “Yani…” “Sen ihanet etmedin.” Kael acıyla başını salladı. “Hayır.” “Ben yalnızca herkes beni hain sansın diye sustum.” Tam o anda tapınağın en derin noktasından güçlü bir patlama duyuldu. Duvarlar çatladı. Tavan sarsıldı. Kael’in yüzündeki hüzün yerini korkuya bıraktı. “Geç kaldık.” dedi. “Sessizlik…” “Buraya geliyor.” Ve ilk kez, bütün tapınak gri sisle dolmaya başladı.