KAN

88. BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ MUHAFIZIN SIRRI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

88. BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ MUHAFIZIN SIRRI Arven önde, Defne, Mazhar, Azhan ve Nergis ise hemen arkasında dar koridor boyunca koşuyordu. Tapınak her geçen saniye daha şiddetli sarsılıyor, tavandan kopan taşlar arkalarında gürültüyle yere düşüyordu. Koridorun duvarlarındaki kadim semboller Defne’nin boynundaki gümüş kolyenin ışığıyla birer birer parlıyor, sanki tapınağın kendisi onlara yolu gösteriyordu. Birkaç dakika sonra önlerinde devasa bir taş kapı belirdi. Kapının üzerinde birbirine kenetlenmiş dört el ve onların tam ortasında güneşi simgeleyen eski bir mühür vardı. Arven mızrağını mühürün üzerine dokundurdu. Ardından Defne’ye baktı. “Kolye…” dedi. “Kapıyı yalnızca sen açabilirsin.” Defne ağır adımlarla kapıya yaklaştı. Boynundaki kolyeyi avucunun içine aldı ve mühürün tam ortasına dokundurdu. Bir anda bütün tapınak altın bir ışıkla aydınlandı. Dev taş kapı yavaşça iki yana açılırken içeriden sıcak bir rüzgâr yükseldi. Gördükleri manzara karşısında herkes nefesini tuttu. Salonun tam ortasında, dört büyük taş sütunun çevrelediği dairesel bir alan vardı. Her sütunun üzerinde bir muhafızın kabartması işlenmişti. İlk sütunda Lal’in yüzü vardı. İkinci sütunda Azhan’ın. Üçüncü sütunda Arven’in. Dördüncü sütunun yüzü ise parçalanmıştı. Sanki biri yıllar önce o kabartmayı özellikle yok etmişti. Defne yavaşça parçalanmış sütuna yaklaştı. Parmaklarını kırık taşların üzerine koyduğu anda gözlerinin önünde görüntüler belirmeye başladı. Bir anda kendisini yıllar öncesinde gördü. Genç Lal, genç Azhan ve genç Arven aynı salonda ayakta duruyordu. Yanlarında yüzü seçilemeyen dördüncü bir muhafız daha vardı. Dördü birlikte ellerini mührün üzerine koymuş, eski dilde yemin ediyorlardı. Tam o sırada karanlık salonu kaplamış, İlk Düşman ortaya çıkmıştı. Defne nefesini tuttu. Gördüğü her şey gerçekti. Sonra görüntü değişti. Dördüncü muhafız aniden diğerlerine döndü. Elindeki kutsal hançeri mühre saplamak yerine arkadaşlarına çevirdi. Lal şaşkınlıkla geri çekildi. Azhan bağırdı. Arven onu durdurmaya çalıştı. Ama artık çok geçti. Mührün dengesi bozulmuş, karanlık içeri sızmıştı. Defne irkilerek elini taştan çekti. Nefes nefeseydi. Mazhar hemen yanına geldi. “Ne gördün?” Defne gözlerini Arven’e çevirdi. “Dördüncü muhafız…” dedi titreyen bir sesle. “Bize ihanet etti.” Salonda derin bir sessizlik oluştu. Arven başını öne eğdi. “Evet.” dedi. “Yıllardır sakladığımız gerçek buydu.” Azhan yumruklarını sıktı. “Onun adını bile anmak istemedik.” Nergis hüzünle gözlerini kapattı. “Çünkü o yalnızca arkadaşlarını değil, bütün muhafızları yaraladı.” Defne kararlı bir sesle sordu. “Kimdi o?” Arven uzun süre sustu. Sonunda ağır ağır konuştu. “Onun adı Kael’di.” Bu isim salonda yankılanırken sanki taş duvarlar bile titredi. Arven devam etti. “Kael, muhafızların en güçlüsüydü. Hepimiz ona güvenirdik. Ama İlk Düşman onun kalbindeki öfkeyi ve kaybetme korkusunu kullanmayı başardı. Kael karanlığa teslim oldu. Mührü bozdu ve Lal, dünyayı kurtarabilmek için kendini zincirlere bağlamak zorunda kaldı.” Defne derin bir nefes aldı. Artık annesinin neden yıllarca bu yükü tek başına taşıdığını çok daha iyi anlıyordu. Tam konuşacakken salonun ortasındaki kırık sütun birdenbire çatlamaya başladı. Taş parçaları yere dökülürken içinden siyah bir ışık yükseldi. Arven’in yüzü bembeyaz kesildi. “Hayır…” Mazhar kılıcını çekti. “Neler oluyor?” Arven gözlerini kırık sütundan ayırmadan konuştu. “Kael…” “Onun ruhu bu tapınağa mühürlenmişti.” Siyah ışık insan biçimini almaya başladı. Yavaş yavaş belirginleşen siluet başını kaldırdı. Gözleri tamamen karanlıktı ama yüzünde acı dolu bir ifade vardı. Dudakları aralandı. “Defne…” diye fısıldadı. “Beni dinle…” Bu sözler salondaki herkesi şaşkına çevirdi. Çünkü karşılarındaki kişi saldırmıyordu. Sanki yıllardır beklediği tek şey, gerçeği anlatabilmekti.

Bölümün tamamını WritePad'de oku