87. BÖLÜM: SON NÖBETÇİ
Yazar: Bircan Mazhar

87. BÖLÜM: SON NÖBETÇİ Koridorun sonunda beliren siluet, ağır adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Duvarlardaki meşaleler, sanki onun varlığını hissediyormuş gibi birer birer alev aldı. Taş koridorun derin sessizliğini yalnızca elindeki uzun mızrağın zemine her dokunuşunda çıkan tok ses bozuyordu. Defne, Mazhar, Azhan ve Nergis oldukları yerde durdu. Hiçbiri karşılarındaki kişinin dost mu yoksa düşman mı olduğunu bilmiyordu. Siluet birkaç adım daha yaklaştığında siyah zırhı, omuzlarını örten eski pelerini ve yüzünü gizleyen demir miğferi seçilmeye başladı. Miğferin dar açıklığından görünen gri gözler, yüzyılların yorgunluğunu taşıyordu. Adam durdu ve bakışlarını doğrudan Azhan’a çevirdi. “Demek sonunda geri döndün.” dedi sakin ama güçlü bir sesle. Azhan’ın yüzü bir anda soldu. Dudakları titredi. “Bu… mümkün olamaz.” diye fısıldadı. Mazhar şaşkınlıkla ona döndü. “Onu tanıyor musun?” Azhan gözlerini karşısındaki adamdan ayırmadan başını yavaşça salladı. “Tanıyorum… Hem de sandığınızdan çok daha iyi.” Nergis nefesini tuttu. Çünkü yıllardır unutulduğu söylenen eski muhafız selamını yalnızca iki kişinin bildiğini biliyordu. Siyah zırhlı adam sağ elini kalbinin üzerine koydu. Azhan da aynı hareketi yaptı. İkisi de tek kelime etmeden birbirlerini selamladı. Sonunda yabancı adam miğferini çıkardı. Beyazlamış saçları omuzlarına döküldü. Sağ yanağındaki derin yara izi yılların izini taşıyordu. Yüzü yaşlanmıştı ama gözlerindeki kararlılık hiç değişmemişti. “Ben Arven.” dedi. “Kadim Tapınak’ın son nöbetçisiyim.” Defne dikkatle onu izliyordu. “Bizi beklediğini söyledin.” Arven başını salladı. “Evet. Çünkü Üçüncü Mühür yalnızca gerçek varisini kabul eder. O varis de sensin, Defne.” Genç kız şaşkınlıkla boynundaki kolyeye baktı. Kolye yeniden parlamaya başlamıştı. Arven mızrağını taş zemine dayadı. Bir anda koridorun duvarlarındaki kadim semboller altın renkte ışıldadı. Taşların arasına gizlenmiş eski yazılar görünmeye başladı. Azhan derin bir nefes aldı. “Yıllar önce Lal’le buraya geldiğimizde bunların hiçbirini görememiştik.” Arven gözlerini kapattı. “Çünkü zaman henüz gelmemişti. Tapınak kendini yalnızca doğru kişiye gösterir.” Mazhar sabırsızlıkla sordu. “Peki Lal’i kurtarmanın yolu gerçekten burada mı?” Arven’in yüzündeki ifade ciddileşti. “Evet… Ama önce bilmeniz gereken gerçekler var.” Defne bir adım öne çıktı. “Ne gerçeği?” Arven uzun yıllardır içinde taşıdığı yükü bırakıyormuş gibi derin bir nefes aldı. “Yıllardır size anlatılan hikâye eksik.” dedi. “Lal hiçbir zaman yalnız değildi. O gün mühür kurulurken yanında ben, Azhan ve bir kişi daha vardı.” Nergis’in kaşları çatıldı. “Bir kişi daha mı?” Arven başını salladı. “Evet. Dördüncü muhafız…” Koridorun içini ağır bir sessizlik kapladı. Azhan gözlerini kapattı. Sanki unutmak istediği bir anı yeniden canlanmıştı. Defne heyecanla sordu. “Kimdi o?” Arven’in sesi bu kez hüzün doluydu. “Onun adı…” Tam cümlesini tamamlayacağı sırada bütün tapınak şiddetle sarsıldı. Tavandan taş parçaları düşmeye başladı. Koridorun girişinden siyah dumanlar içeri süzüldü. İlk Düşman’ın öfkeli sesi yankılandı. “Sırlarınızı mezara gömeceğim!” Ardından Sessizlik’in soğuk fısıltısı duyuldu. “Geçmiş er ya da geç sizi bulur.” Arven mızrağını kaldırarak Defne’nin önüne geçti. “Çabuk!” diye bağırdı. “Tapınağın ana salonuna ulaşmalıyız. Çünkü birazdan burası da güvenli olmayacak!” Defne, Mazhar, Azhan ve Nergis hiç vakit kaybetmeden Arven’in peşinden koşmaya başladılar. Ancak hiçbiri, Arven’in söylemeye fırsat bulamadığı o dördüncü muhafızın adının, yaşayacakları bütün olayların merkezinde olduğunu henüz bilmiyordu.