85. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ MÜHRÜN ÇAĞRISI
Yazar: Bircan Mazhar

85. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ MÜHRÜN ÇAĞRISI Kraliçe’nin sesi titreyerek mabedin taş duvarlarında yankılandı. “Üçüncü mühür… Uyanıyor.” Bu sözlerin ardından salonun içini derin bir sessizlik kapladı. İlk Düşman’ın kızıl gözleri öfkeyle parlarken, Sessizlik ilk kez başını gökyüzüne çevirdi. İkisi de aynı anda uzaklardan gelen kadim titreşimi hissetmişti. Defne şaşkınlıkla Kraliçe’ye baktı. “Üçüncü mühür de ne?” Kraliçe ağır ağır konuştu. “Yüzyıllar boyunca herkes yalnızca iki mührün varlığını bildi. Biri korkuyu mühürledi, diğeri Sessizlik’i uyuttu. Ama çok az kişi üçüncü mührün sırrını biliyordu. Çünkü o hiçbir zaman bir hapishane olmadı.” Nergis’in yüzü bembeyaz kesildi. Dudakları titredi. “Koruyucuların Mührü…” diye fısıldadı. Kraliçe başını salladı. “Evet. O mühür karanlığı hapsetmek için değil, ışığı bir araya getirmek için yaratıldı.” Defne’nin boynundaki gümüş kolye hızla ısınmaya başladı. İçindeki semboller daha önce hiç olmadığı kadar parlaktı. Mazhar endişeyle Defne’ye yaklaştı. “İyi misin?” Defne elini kolyesinin üzerine koydu. “Bir çağrı hissediyorum.” dedi. “Sanki biri bana sesleniyor.” Azhan dikkatle etrafı dinledi. “Ben hiçbir şey duymuyorum.” Defne gözlerini kapattı. Ses kulaklarına değil, doğrudan kalbine ulaşıyordu. Uzaklardan gelen yumuşak ama güçlü bir ses yalnızca tek cümle söylüyordu. ‘Işığı tamamla…’ Tam o sırada mabedin zemini yeniden sarsıldı. Kristalin iki parçası birbirinden uzaklaşmaya başladı. Siyah enerji İlk Düşman’ın çevresinde toplanırken gri sis Sessizlik’in etrafında dönüyordu. İki kadim varlık birbirlerine öfkeyle bakıyordu. İlk Düşman kükredi. “Üçüncü mühür yeniden kurulursa hiçbirimiz özgür olamayız!” Sessizlik soğuk bir ifadeyle karşılık verdi. “O hâlde önce Defne’yi durdurmalıyız.” İlk kez iki kadim varlık aynı hedef için hareket etmeye karar vermişti. Bir anda siyah gölgeler ve gri sis aynı anda Defne’ye doğru saldırdı. Mazhar hiç düşünmeden Defne’nin önüne geçti. Azhan onun yanında yer aldı. Nergis bastonunu yere vurunca altın renkli bir kalkan oluştu. Lal ise zincirlerin arasından kalan son gücüyle dua etmeye başladı. Dört farklı ışık Defne’nin etrafında birleşti. Çarpışmanın şiddetiyle bütün salon sarsıldı. Defne dizlerinin üzerine çöktü ama gözlerini kapatmadı. Kraliçe yüksek sesle seslendi. “Defne! Üçüncü mühür seni çağırıyor. Ama ona ulaşabilmek için önce buradan çıkmalısın.” Defne şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Buradan mı?” Kraliçe başını salladı. “Bu savaş yalnızca bu mabette bitmeyecek. Asıl cevap, muhafızların ilk yeminini ettiği kadim tapınakta saklı.” Azhan’ın gözleri büyüdü. “Kayıp Tapınak…” Nergis hayretle ona baktı. “Onun yerini bildiğini söyleme.” Azhan derin bir nefes aldı. “Yıllar önce Lal’le birlikte oraya gitmiştik. Ama bir daha asla dönmeyeceğimize yemin etmiştik.” Lal güçlükle başını kaldırdı. “Azhan…” dedi kısık bir sesle. “Artık o yemini bozmanın zamanı geldi.” Azhan gözlerini kapattı. Yıllardır içinde sakladığı sırrı daha fazla gizleyemeyeceğini anlamıştı. Defne’ye döndü. “Kayıp Tapınak’ın yerini biliyorum.” dedi. “Ama oraya giden yol yaşayanların yürüyebileceği bir yol değil.” Defne tereddüt etmeden cevap verdi. “Annemi ve bu dünyayı kurtarmak için gerekirse o yolu da yürürüm.” Tam o anda mabedin çıkışına doğru uzanan taş koridor altın bir ışıkla aydınlandı. Sanki görünmeyen bir güç onlara yeni yolu gösteriyordu. Fakat arkasından yükselen İlk Düşman’ın öfkeli sesi herkesi durdurdu. “Kaçamazsınız!” Ardından Sessizlik’in soğuk sesi duyuldu. “Nereye giderseniz gidin…” “…biz sizi bulacağız.” Böylece Defne ve arkadaşları, yalnızca mabedi değil, onları bekleyen çok daha büyük bir yolculuğun ilk adımını atmak üzere olduklarını anladılar. Yeni savaş artık tek bir yerde değil, kadim sırların saklı olduğu bütün topraklarda devam edecekti.