82. BÖLÜM: UMUDUN SESİ
Yazar: Bircan Mazhar

82. BÖLÜM: UMUDUN SESİ Sessizlik’in sözleriyle birlikte mabedin üzerine çöken görünmez güç her şeyi susturdu. Defne, Mazhar’a doğru koşmak istedi ama ayak seslerini bile duyamıyordu. Lal’in dudakları hareket ediyor, Azhan bir şeyler söylüyor, Nergis ellerini kaldırarak eski duaları okumaya çalışıyordu; fakat hiçbir ses kulaklarına ulaşmıyordu. Sanki dünya, nefes almayı bile unutmuştu. Sessizlik ağır adımlarla ilerledi. Her attığı adımda mabedin duvarlarındaki kadim yazılar silikleşiyor, meşalelerin alevleri sönüyor, altın mühürler güçlerini yitiriyordu. İlk Düşman bile karanlığın içinde sessizce geri çekilmiş, bu kadim varlığın karşısında beklemeyi seçmişti. Defne bunu görünce şaşkınlıkla düşündü. “Demek o bile saldırmaya cesaret edemiyor.” Sessizlik, Defne’nin gözlerinin içine bakarak alaycı bir gülümsemeyle başını eğdi. Dudakları kıpırdamasa da sözleri doğrudan Defne’nin zihninde yankılandı. “Çünkü korku, ancak insanlar birbirlerini duyabildiğinde büyür. Ben ise bütün sesleri yok ederim.” Defne yumruklarını sıktı. Çaresizlik içinde annesine baktı. Lal’in gözlerinden yaşlar süzülüyor, zincirler her geçen saniye biraz daha sıkılıyordu. Mazhar ayağa kalkmaya çalışıyor, Azhan yaralı omzuna rağmen yeniden kılıcını kaldırıyordu. Hiçbiri birbirine ulaşamıyordu. Tam o anda Defne’nin boynundaki gümüş kolye hafifçe ısınmaya başladı. Bu kez ışık dışarıya değil, doğrudan kalbine yayılıyordu. Defne gözlerini kapattı. Karanlığın ve sessizliğin arasında annesinin yıllar önce söylediği sözleri hatırladı. “İnsanları birbirine bağlayan yalnızca ses değildir, sevgidir.” O sözler zihninde yankılanırken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Defne yavaşça gözlerini açtı. Konuşamıyordu ama buna ihtiyacı olmadığını hissetti. Elini kalbinin üzerine koydu. Gözlerinden yükselen altın ışık önce Lal’e, sonra Mazhar’a, Azhan’a ve Nergis’e ulaştı. Aynı anda dördü de göğüslerinde sıcak bir titreşim hissetti. Hiçbir kelime duymuyorlardı ama Defne’nin ne demek istediğini biliyorlardı. Mazhar gülümsedi. Elini kalbinin üzerine koyarak başını eğdi. Azhan gözlerini kapattı. Yıllar önce Lal’e verdiği sözü hatırladı. Nergis ise sessizce dua etmeyi bıraktı; çünkü artık duaya gerek kalmadığını anlamıştı. Onları bir araya getiren şey kelimeler değil, birbirlerine duydukları sarsılmaz bağdı. İlk Muhafız Kraliçesi bunu görünce yüzünde umut dolu bir ifade belirdi. Sessizlik ise ilk kez geri çekildi. “Bu… nasıl mümkün olabilir?” diye düşündü. Defne bir adım öne çıktı. Kolyeden yükselen ışık beş ayrı kola ayrıldı ve Lal, Mazhar, Azhan ile Nergis’in kalplerine dokundu. Ardından bütün ışıklar yeniden Defne’de birleşti. Mabedin kubbesine doğru yükselen altın sütun, susturulmuş salonu yeniden aydınlatmaya başladı. Sessizlik’in çevresindeki gri sis çatlamaya başladı. İlk Düşman öfkeyle geri çekilirken karanlık dalgalar salonun köşelerine savruldu. Tam o anda Sessizlik ilk kez gerçek sesiyle konuştu. Sesi, bütün sessizliği yararak mabedin içinde yankılandı. “Demek… Umudun sesi hâlâ yaşıyor.” Kraliçe gözlerini Defne’ye çevirdi ve gururla gülümsedi. “İşte gerçek güç bu, Defne. Muhafızlar hiçbir zaman yalnızca kılıçlarıyla savaşmadılar. Onları yenilmez yapan şey, birbirlerine duydukları güvendi.” Ancak o an zemin yeniden şiddetle sarsıldı. İlk Düşman, Sessizlik’in dikkatinin dağıldığını fırsat bilerek kristalin merkezine doğru saldırdı. Siyah karanlık, altın mühürlere çarptığında kristalin üzerinde yeni bir çatlak oluştu. Kraliçe’nin yüzü bir anda soldu. “Hayır…” “İkisi aynı anda özgür kalırsa…” Sözünü tamamlayamadı. Çünkü kristalin içinden yükselen çatlaklar artık yalnızca mabedi değil, bütün dünyayı etkilemeye başlamıştı. Uzakta gökyüzü yarılıyor, kadim mühürlerin ışığı birer birer sönüyordu. Defne bunun yalnızca annesini kurtarmak için verilen bir savaş olmadığını artık tamamen anlamıştı. Bundan sonra vereceği her karar, insanların kaderini belirleyecekti.