76. BÖLÜM: MÜHRÜN KIRILIŞI
Yazar: Bircan Mazhar

76. BÖLÜM: MÜHRÜN KIRILIŞI Kadim mührün parçalanmasıyla birlikte bütün mabedi sarsan uğultu daha önce hiç olmadığı kadar güçlendi. Taş duvarlarda derin çatlaklar oluşuyor, tavandan kopan kaya parçaları büyük bir gürültüyle yere düşüyordu. Altın kapının önünde duran yaşlı muhafız gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Yüzündeki huzur yerini endişeye bırakmıştı. Defne korkuyla etrafına baktı. “Ne oluyor?” diye sordu. Muhafız ağır bir sesle cevap verdi. “Son mühür çözülmeye başladı. Artık zaman kalmadı.” Defne bir adım öne çıktı. “Beni anneme götür.” Muhafız başını salladı. “Götüreceğim. Ama içeri girdiğinde geri dönüşün olmayacak. Vereceğin her karar yalnızca seni değil, Lal’i, Azhan’ı, Mazhar’ı ve bu dünyanın kaderini de değiştirecek.” Defne hiç tereddüt etmedi. “Ben kararımı çoktan verdim.” Yaşlı muhafız, Defne’nin gözlerindeki kararlılığı görünce asasını yavaşça havaya kaldırdı. Altın kapının üzerindeki semboller tek tek parlamaya başladı. Ağır taş kapı yavaşça açılırken içeriden sıcak bir rüzgâr yükseldi. Defne derin bir nefes alıp içeri adım attı. Kapının öte yanında uçsuz bucaksız, kubbeli bir salon uzanıyordu. Salonun tam ortasında gökyüzüne kadar yükselen ışık zincirleri vardı. Zincirlerin merkezinde ise Lal dizlerinin üzerine çökmüş, bileklerinden ve omuzlarından kadim mühürlerle bağlanmıştı. Yüzü solgundu, nefes alıp vermekte zorlanıyordu. Defne onu görür görmez gözlerinden yaşlar boşaldı. “Anne!” diye haykırarak ona doğru koştu. Lal güçlükle başını kaldırdı. Bitkin gözleri kızını bulduğunda dudaklarında zayıf bir tebessüm oluştu. “Gerçekten geldin…” diye fısıldadı. Defne dizlerinin üzerine çökerek annesinin ellerini tutmak istedi, fakat görünmez bir güç onu geri savurdu. Altın renkli bir kalkan ikisinin arasına örülmüştü. Defne yeniden ayağa kalktı. “Hayır! Bu bizi ayıramaz!” Yumruklarıyla görünmez engeli vurdu ama hiçbir şey değişmedi. Lal güçlükle konuşuyordu. “Sakın… Zorlamaya çalışma.” Defne gözyaşlarını silmeden başını kaldırdı. “Seni buradan çıkaracağım.” Lal başını iki yana salladı. “Beni değil… Önce mührü kurtarmalısın.” Defne şaşkınlıkla annesine baktı. “Seni bırakmamı mı istiyorsun?” Lal acıyla gözlerini kapattı. “Bu zincirler yalnızca beni tutmuyor. Karanlığı da mühürlüyor.” Defne’nin nefesi kesildi. Azhan’ın sözleri bir kez daha zihninde yankılandı. Her şey birbiriyle aynı gerçeği söylüyordu. Tam o anda salonun derinliklerinden ağır ayak sesleri duyuldu. Salonu kaplayan karanlık yavaş yavaş hareket etmeye başladı. Siyah dumanlar tek bir noktada birleşirken iki kıpkırmızı göz karanlığın içinden açıldı. Derin ve soğuk bir ses bütün mabette yankılandı. “Sonunda karşılaştık… Defne.” Genç kız annesinin önünde durarak karanlığa baktı. “Sen İlk Düşman’sın.” Karanlık hafifçe güldü. “İnsanlar bana pek çok isim verdi. Ama ben korkunun ta kendisiyim.” Defne yumruklarını sıktı. “Bu gece her şey bitecek.” Karanlık kahkaha attı. “Hayır… Bu gece her şey başlayacak.” Tam o sırada salonun diğer kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Mazhar, Azhan ve Nergis içeri girdi. Mazhar nefes nefese Defne’ye seslendi. “Yalnız değilsin!” Azhan kılıcını kaldırarak Lal ile Defne’nin önüne geçti. “Bu kez seni koruyacağız.” Lal gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yıllar sonra ilk kez sevdiği insanların aynı yerde olduğunu görüyordu. Ancak bu kavuşmanın bedeli henüz ödenmemişti. Salonun zeminindeki son mühür de ince bir çatırdamayla kırılmaya başlarken İlk Düşman’ın karanlığı bütün mabedi yavaş yavaş içine çekiyordu. Artık geri dönüş yoktu; kaderlerini belirleyecek son savaş başlamıştı.