72. BÖLÜM: GERÇEĞİN KAPISI
Yazar: Bircan Mazhar

72. BÖLÜM: GERÇEĞİN KAPISI Dev taş muhafızların gözleri altın renginde parlamaya devam ederken ormanın üzerini derin bir sessizlik kapladı. Defne, Mazhar ve Nergis oldukları yerde kaldılar. Yüzyıllardır açılmayan mabedin kapısı, sanki onların vereceği cevabı bekliyordu. Birkaç saniye sonra aynı tok ses yeniden yankılandı. “Cevap verin… Hanginiz gerçeği biliyor?” Defne derin bir nefes aldı ve bir adım öne çıktı. “Gerçeğin tamamını bilmiyorum.” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Ama öğrenmekten korkmuyorum.” Taş muhafızlardan biri başını yavaşça Defne’ye çevirdi. “Korkmamak… Gerçeği bilmek değildir.” Mazhar da öne çıktı. “O yalnız değil. Ne sınavınız varsa birlikte vereceğiz.” Diğer muhafızın taş yüzünde belli belirsiz bir çatlak oluştu. “Bu kapıdan hiç kimse başkasının gücüyle geçemez.” Nergis bastonuna dayanarak ağır adımlarla Defne’nin yanına geldi. “Yüzyıllar önce biz de bu kapının önünde durduk.” dedi. “O gün Lal, korkmasına rağmen geri dönmedi.” Defne şaşkınlıkla Nergis’e baktı. “Annem buradan geçti mi?” Nergis başını eğdi. “Evet… Ama o kapıdan çıktığında artık eski Lal değildi.” Defne’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. “Ben de geçeceğim.” Taş muhafızlardan biri elindeki dev mızrağı yere vurdu. Yerin altından yayılan titreşimle kapının önünde eski semboller belirdi. Ardından kapının tam ortasında parlak bir ayna oluştu. Aynanın içinde Defne’nin yansıması görünüyordu. Ancak yansıma birkaç saniye sonra değişti. Aynadaki Defne’nin gözleri kıpkırmızı olmuştu. Yüzünde karanlık bir gülümseme vardı. “Beni tanıyor musun?” dedi aynadaki yansıma. Defne irkilerek geri çekildi. “Bu da ne?” Yansıma alaycı bir kahkaha attı. “Ben sensin… Korkuların, öfken ve içinde büyüyen karanlığım.” Mazhar kılıcını kaldırdı. “Defne, sakın onu dinleme.” Aynadaki yansıma bu kez Mazhar’a baktı. “Peki ya sen?” dedi soğuk bir sesle. “Onu gerçekten koruyabileceğine inanıyor musun?” Mazhar’ın yüzündeki kararlılık bir anlığına sarsıldı. Aynanın görüntüsü yeniden değişti. Bu kez Mazhar kendisini Defne’yi kurtaramamış hâlde gördü. Defne’nin cansız bedeni kollarındaydı. “Hayır…” diye fısıldadı Mazhar. Nergis bastonunu yere vurdu. “Gördükleriniz gerçek değil!” Ancak bu kez aynada Nergis belirdi. Yaşlı kadın, Lal’in karşısında diz çökmüş ağlıyordu. Lal ona, “Beni yalnız bıraktın.” diyordu. Nergis’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Affet beni…” diye mırıldandı. Taş muhafızların sesi yeniden yükseldi. “Gerçek, yalnızca bildikleriniz değildir. Gerçek… Sakladıklarınızdır.” Defne gözlerini kapattı. Annesinin düşünde söylediği sözler yeniden zihninde yankılandı. “Kendini bul.” Derin bir nefes aldı, aynaya doğru yürüdü ve kendi karanlık yansımasının tam karşısında durdu. Yansıma sinsi bir gülümsemeyle elini uzattı. “Benden kaçamazsın.” Defne başını iki yana salladı. “Kaçmayacağım.” dedi sakin bir sesle. “Çünkü sen benim bir parçamsın. Ama beni sen yönetmeyeceksin.” Bu sözlerin ardından aynadaki karanlık görüntü çatlamaya başladı. İnce çatlaklar saniyeler içinde bütün aynayı sardı. Büyük bir gürültüyle ayna binlerce parçaya ayrıldı ve altın renkli ışığa dönüştü. Taş muhafızlar aynı anda dizlerinin üzerine çöktü. Dev kapının ardındaki mekanizma ağır ağır çalışmaya başladı. Yüzyıllardır kapalı kalan Zincirler Mabedi’nin kapısı gıcırdayarak aralandı. İçeriden yükselen sıcak rüzgâr Defne’nin saçlarını savururken derinlerden tanıdık bir kadın sesi duyuldu. “Defne…” Bu kez ses ne bir yankıya ne de bir tuzağa benziyordu. Defne’nin gözleri doldu. “Anne…” diye fısıldadı. Tam kapıdan içeri adım atacakları sırada mabedin karanlık koridorlarından siyah pelerinli bir adam yavaşça ortaya çıktı. Yüzü hâlâ gölgelerin arasında saklıydı. Elindeki uzun kılıcı yere dayayarak sakin bir sesle konuştu. “İçeri girmeden önce beni geçmeniz gerekiyor.” Adam yavaşça başını kaldırdı. Gözlerinde tanıdık ama acıyla değişmiş bir ifade vardı. Nergis’in nefesi kesildi. “Hayır…” dedi titreyen sesiyle. “Bu… Bu olamaz…”