KAN

70. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

70. BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK Zincirler Mabedi’ne giden patikaya adım atmadan önce Nergis, ormanın kıyısındaki eski taş kulübeyi işaret etti. “Yola çıkmadan önce dinlenmeliyiz.” dedi yorgun bir sesle. “Önümüzde uzun ve zorlu bir yol var. Gücünüzü korumanız gerekiyor.” Defne sessizce başını salladı. Geceden beri yaşadıkları, gördüğü düşler, annesiyle ilgili öğrendiği gerçekler ve Azhan’ın hâlâ hayatta olabileceği ihtimali zihnini yorarken bedeninin de artık tükenmeye başladığını hissediyordu. Kulübenin arka tarafında, kayaların arasından buz gibi dağ suyunun aktığı küçük bir yıkanma odası vardı. Nergis, “Burası yıllar önce muhafızların kullandığı yerdi. Su, yalnızca bedeni değil, zihni de dinlendirir.” dedi. Defne elindeki kolyeyi boynundan çıkarıp dikkatlice ahşap masanın üzerine bıraktı. Mazhar ona bakarak hafifçe gülümsedi. “Ben dışarıda olacağım. Rahat ol.” Defne yorgun bir tebessümle karşılık verdi. “Teşekkür ederim.” Mazhar kapıyı sessizce kapatıp dışarı çıktıktan sonra Defne derin bir nefes aldı. Aynadaki yansımasına baktığında son birkaç günde ne kadar değiştiğini fark etti. Gözlerinin altındaki yorgunluk belirginleşmiş, omuzlarına görünmeyen bir yük binmişti. “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diye fısıldadı kendi kendine. Soğuk dağ suyunu avuçlarına alıp yüzüne çarptığında bedenini saran ferahlık, zihnindeki karmaşayı kısa süreliğine de olsa hafifletti. Suyun altına girdikçe sanki korkuları da yavaş yavaş akıp gidiyordu. Gözlerini kapattığında annesinin sesi yeniden kulaklarında yankılandı. “Korkma, Defne…” Bu kez irkilmedi. Aksine, o sesi duyunca huzur hissetti. “Seni bulacağım anne.” dedi usulca. “Ne olursa olsun seni eve getireceğim.” Duşunu tamamladıktan sonra temiz kıyafetlerini giydi. Islak saçlarını havluyla kuruturken kapının ardından Mazhar’ın sesi duyuldu. “Defne, iyi misin?” Defne hafifçe gülümsedi. “İyiyim. Biraz daha iyiyim.” Mazhar rahat bir nefes aldı. “Seni acele ettirmek istemedim. Sadece merak ettim.” Defne kapıyı açıp dışarı çıktığında Mazhar bir an duraksadı. Defne’nin yüzündeki yorgun ifade tamamen kaybolmamıştı ama gözlerinde yeniden umut parlıyordu. “Hazırım.” dedi kararlı bir sesle. Mazhar gülümseyerek başını salladı. “İşte tanıdığım Defne bu.” Nergis de yanlarına geldi ve Defne’ye dikkatlice baktı. “Dağ suyunun etkisini hissediyorum.” dedi. “Kalbin hâlâ ağır ama zihnin artık daha berrak.” Defne boynundaki gümüş kolyeyi yeniden taktı. Kolyenin sembolü kısa süreliğine altın renginde parladı, sonra eski hâline döndü. Nergis bunu görünce sessizce mırıldandı. “Lal seni hissediyor.” Defne gözlerini ufka çevirdi. “Ben de onu hissediyorum.” Tam o anda ormanın derinliklerinden güçlü bir rüzgâr yükseldi. Ağaçların yaprakları aynı anda hışırdamaya başladı ve uzaklarda, görünmeyen bir çanın tok sesi yankılandı. Nergis’in yüzü ciddileşti. “Vakit geldi.” Mazhar sırt çantasını omzuna taktı. “Bu ses neydi?” Nergis ağır bir nefes aldı. “Zincirler Mabedi’nin çağrısı… Kapı uzun yıllardan sonra ilk kez açılıyor.” Defne yumruğunu sıktı, son kez arkasına dönüp kulübeye baktı. Dinlenmek için girdikleri bu küçük taş yapı, fırtına öncesindeki son sığınakları olmuştu. Bundan sonra atacakları her adım onları yalnızca Lal’e değil, yıllardır karanlığın sakladığı bütün gerçeklere de götürecekti. Üçü yan yana yürümeye başladığında gökyüzünü kaplayan kara bulutların arasından ince bir güneş ışığı süzüldü. Aynı anda, Zincirler Mabedi’nin en derin noktasında gözlerini kapalı tutan Lal, o sıcaklığı hissederek dudaklarında hafif bir tebessüm oluşturdu. “Geliyorsun…” diye fısıldadı. “Seni hissedebiliyorum, kızım.” Ancak onun bu sözlerini karanlığın içinden izleyen iki kızıl göz sessizce açıldı ve uğursuz bir ses, taş duvarların arasında yankılandı. “Evet, geliyor… Ve her adımı onu bana biraz daha yaklaştırıyor.” Bu sözlerle birlikte mabedin duvarlarındaki kadim mühürlerden üçüncüsü de ince bir çatlakla sarsıldı. Gerçek savaş artık çok yakındı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku