KAN

66. BÖLÜM: DEFNE’NİN DÜŞÜ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

66. BÖLÜM: DEFNE’NİN DÜŞÜ Defne, Mazhar’ın yardım çığlığıyla irkilerek karanlığın içinde koşmaya başladı. “Mazhar! Neredesin?” diye haykırdı. Sesi defalarca yankılandı ama bu kez cevap gelmedi. Bir anda ayaklarının altındaki zemin kayboldu. Sonsuz bir boşluğa düşüyormuş gibi hissetti. Gözlerini sıkıca kapattı. Tam yere çarpacağını düşündüğü anda her şey sessizliğe büründü. Gözlerini açtığında kendini çocukluğunun geçtiği evin bahçesinde buldu. Güneş gökyüzünde parlıyor, rüzgâr rengârenk çiçekleri usulca sallıyordu. Şaşkınlıkla etrafına bakındı. “Ben… Buraya nasıl geldim?” Tam o sırada tanıdık bir kahkaha duyuldu. Küçük bir kız bahçede koşuyordu. Defne dikkatle baktığında o küçük kızın kendisi olduğunu fark etti. Birkaç adım ötede ise genç bir kadın diz çökmüş, kollarını açmıştı. Lal… Defne’nin nefesi kesildi. “Anne…” diye fısıldadı. Küçük Defne koşarak Lal’in boynuna sarıldı. Lal, kızını sımsıkı kucaklayıp saçlarını öptü. “Benim güzel kızım…” dedi gülümseyerek. “Hiç korkma. Ben hep yanındayım.” Defne gözlerinden süzülen yaşlara engel olamadı. “Demek… Böyleydik.” Lal, küçük Defne’nin elini tutarak bahçede yürümeye başladı. “Bir gün yollarımız ayrılacak.” dedi hüzünle. Küçük Defne masumca başını kaldırdı. “Neden?” Lal’in gözleri doldu. “Çünkü seni korumam gerekecek.” “Ama ben seni bırakmam.” dedi küçük Defne. Lal gülümseyerek kızının yanağını okşadı. “Bazen en büyük sevgi, yanında kalmak değil… Uzaktan korumaktır.” Defne bu sözleri duyunca dizlerinin üzerine çöktü. “Hayır… Hayır…” diye fısıldadı. “Beni gerçekten bırakmak istememiş.” Tam o anda gökyüzü kararmaya başladı. Bahçedeki çiçekler birer birer soldu. Lal’in yüzündeki huzurlu ifade kayboldu. Uzaklardan siyah dumanlar yükseldi. Lal, küçük Defne’yi arkasına aldı ve görünmeyen bir karanlığa doğru döndü. “Git!” diye bağırdı. “Sakın arkana bakma!” Siyah dumanların içinden boğuk bir ses yükseldi. “Onu bana ver, Lal.” Lal öfkeyle karşılık verdi. “Asla!” Bir ışık patladı. Defne gözlerini kapatmak zorunda kaldı. Işık dağıldığında bahçe bomboştu. Ne küçük Defne vardı ne de Lal. Sadece yerde, annesinin boynunda taşıdığı gümüş kolye duruyordu. Defne titreyen elleriyle kolyeyi yerden aldı. Dokunduğu anda çevresindeki dünya çatlamaya başladı. Uzaklardan Lal’in sesi yankılandı. “Defne… Beni arama. Kendini bul.” Defne çaresizce etrafına baktı. “Anne! Gitme! Lütfen!” Tam ona ulaşacakken her şey parçalanıp karanlığa karıştı. Defne büyük bir çığlık atarak gözlerini açtı. Soğuk taş zeminde nefes nefese yatıyordu. Mazhar hemen yanına koştu. “Defne! Kendine gel! Ne oldu?” Defne hâlâ gözyaşları içindeydi. Ellerine baktığında avucunun içinde düşünde gördüğü gümüş kolyenin durduğunu fark etti. Şaşkınlıkla fısıldadı: “Bu… Bir düş değildi…” Mazhar kolyeye bakıp kaşlarını çattı. “Bu kolye…” Defne titreyen sesiyle sözünü tamamladı. “Bu, annemin bana bıraktığı ilk ve son iz…” O anda kolyenin üzerindeki sembol altın renginde parladı ve ormanın derinliklerinden gelen aynı kadın sesi bir kez daha yankılandı: “Gerçeğe her yaklaştığında, düş ile gerçek birbirine karışacak. Hazır ol Defne… Çünkü bundan sonra göreceğin hiçbir şey göründüğü gibi olmayacak.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku