63. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ
Yazar: Bircan Mazhar

63. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ Sabahın ilk ışıkları henüz ufku aydınlatmamıştı. Evin içindeki sessizlik, gece yaşananların ağırlığını hâlâ taşıyordu. Defne, pencerenin önünde durmuş, gökyüzünü kaplayan koyu bulutlara dalıp gitmişti. Mazhar ise bir köşede onu izliyor, ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu. Sonunda sessizliği bozdu. “Hâlâ gitmekte kararlı mısın?” Defne gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi. “Evet.” Mazhar derin bir nefes aldı. “Nereye gideceğimizi bile bilmiyoruz.” Defne yavaşça döndü. “Biliyorum. Ama o siluet ‘geçmişin gömüldüğü yer’ dedi. Bu söz bana bir şeyi hatırlattı.” Mazhar kaşlarını çattı. “Neyi?” Defne birkaç saniye sustu. “Çocukken sürekli aynı rüyayı görürdüm. Eski taş merdivenlerden aşağı inerdim. Duvarlarında garip semboller vardı. En sonunda da büyük bir kapının önünde dururdum. Kapının üzerinde aynı sembol bulunurdu.” Elini göğsündeki mühre götürdü. “İşte bu sembol.” Mazhar şaşkınlıkla ona baktı. “Bunu bana neden hiç anlatmadın?” Defne buruk bir tebessüm etti. “Çünkü sadece çocukluk hayali sanıyordum.” Tam o sırada Defne’nin telefonu çaldı. Ekranda tanımadığı bir numara yazıyordu. Tereddüt ederek telefonu açtı. “Alo?” Karşı taraftan yaşlı ama güçlü bir kadın sesi duyuldu. “Sonunda uyandın…” Defne’nin yüzü gerildi. “Kimsiniz?” Kadın kısa bir sessizliğin ardından konuştu. “Anneni kurtarmak istiyorsan, gün batmadan Karaorman’ın girişine gel. Geç kalırsan yalnızca onu değil, kendini de kaybedersin.” Hat aniden kesildi. Mazhar hemen telefona uzandı. “Kimdi?” Defne başını yavaşça salladı. “Bilmiyorum… Ama annemi tanıyor.” Mazhar kararlı bir ifadeyle ayağa kalktı. “O zaman birlikte gidiyoruz.” Defne itiraz etmek istedi. “Mazhar, bu çok tehlikeli.” Mazhar gözlerinin içine baktı. “Tehlikeli olduğunu biliyorum. Ama seni burada tek başına göndermeyeceğim. Ne olursa olsun yanında olacağım.” Defne ilk kez hafifçe gülümsedi. “Teşekkür ederim.” İkili hazırlıklarını tamamlayıp evden ayrılırken onları uzaktan izleyen siyah pelerinli bir adam telefonunu kulağına götürdü. “Efendim…” dedi alçak bir sesle. “Defne yola çıktı. Yanında Mazhar da var.” Telefonun diğer ucundan soğuk bir kahkaha yükseldi. “Bırak gelsinler… Kader, onları zaten bizim istediğimiz yere götürecek.” Adam telefonu kapatırken gözlerini Karaorman’ın sisle kaplı girişine çevirdi. Ormanın derinliklerinde ise Lal dizlerinin üzerine çökmüş, görünmez zincirlerle çevrili kadim bir taş çemberin içinde çaresizce mücadele ediyordu. Başını kaldırıp fısıldadı: “Hayır Defne… Buraya gelme.” Fakat o sözler kızına ulaşmadı. Çünkü aynı anda, ormanın en derin noktasında bulunan kadim kapının üzerinde ikinci mühür de ince bir çatlakla sarsılmıştı. İlk çatlak kaderi uyandırmıştı, ikinci çatlak ise geri dönüşü olmayan yolculuğu başlatıyordu.