59. BÖLÜM: İlk Düşmanın Uyanışı
Yazar: Bircan Mazhar

59. BÖLÜM: İlk Düşmanın Uyanışı Karanlık nefes aldı. Ve dünya bunu hissetti. Sadece Arşiv değil... Dağların ardındaki eski şehirler... Denizlerin altında unutulmuş tapınaklar... Yüzyıllardır sessiz kalan taş anıtlar... Hepsi aynı anda titredi. Çünkü bazı güçler uyandığında, yalnızca bulunduğu yeri değiştirmezdi. Zamanın kendisini de rahatsız ederdi. Arşivin içinde hava ağırlaşmıştı. Defne, karşısındaki gölgeye bakıyordu. Onu göremiyordu. Ama hissedebiliyordu. Bu varlık bir bedenden oluşmuyordu. Öfkeden... Acıdan... Ve binlerce yıl boyunca biriken yalnızlıktan oluşuyordu. Kael kılıcını daha sıkı tuttu. "Defne..." dedi alçak bir sesle. "Bu şeyle savaşamayız." Defne gözlerini karanlıktan ayırmadı. "Belki de savaşmamız gerekmiyordur." Azhan şaşkınlıkla ona baktı. "Ne demek istiyorsun?" Defne yavaşça konuştu. "Yüzyıllardır herkes aynı şeyi yaptı." "Karanlık geldi." "Herkes kılıcını çekti." "Herkes onu yok etmeye çalıştı." "Ama kimse neden ortaya çıktığını sormadı." Karanlık sessizce güldü. "Ne kadar da tanıdık..." "İnsanlar her zaman anlamadıkları şeyleri yok etmek ister." Kael bir adım attı. "Sen insanları katlettin." "Şehirleri yok ettin." "Binlerce kişinin hayatını aldın." Karanlığın içinden bir fısıltı yükseldi. "Ben mi?" "Yoksa beni yaratan korku mu?" Kael sustu. Çünkü bu soru ona geçmişini hatırlatmıştı. Kendi karanlığını... Kendi hatalarını... Kendi içinde taşıdığı canavarı. Defne bunu fark etti. Kael'e baktı. "Onun söylediklerine inanma." Kael başını kaldırdı. "Ya doğruysa?" Defne cevap vermedi. Çünkü bazı soruların cevabı kolay değildi. Karanlık bunu fark etti. "İşte..." dedi. "Senin farkın bu." "Sen diğerleri gibi değilsin." "Onlar kesin cevaplar isterdi." "Sen ise gerçeğin acısını kabul ediyorsun." Defne kaşlarını çattı. "Ben seni anlamaya çalışmıyorum." "Ben seni durdurmanın yolunu arıyorum." Karanlık daha da büyüdü. Duvarlardaki gölgeler ona doğru çekildi. "Durmak mı?" "Binlerce yıl boyunca mühür altında kaldım." "İnsanların korkularını dinledim." "Dualarını..." "Çığlıklarını..." "Yalvarışlarını..." "Şimdi ise sıra bende." Tam o anda Arşiv'in zemini parçalandı. Yer altından siyah kökler yükselmeye başladı. Fakat bunlar Su Ağacı'nın kökleri değildi. Bunlar onun karşıtıydı. Unutulmuş karanlığın damarlarıydı. Muhafız korkuyla geri çekildi. "Bu mümkün değil." Defne ona döndü. "Ne?" Muhafız'ın sesi titriyordu. "İlk savaşta..." "Onu mühürlediğimizde..." "Onun kalbini de mühürlediğimizi sandık." "Fakat yanılmışız." "Ne yaptınız?" Muhafız gözlerini kapattı. "Onu değil..." "Korkumuzu mühürledik." Sessizlik çöktü. Çünkü bazen en büyük düşman dışarıdaki şey değildi. Bazen insanın kaçtığı şey, kendi içinde büyürdü. Karanlık kapının içinden tamamen çıktı. Artık sadece bir gölge değildi. Uzun bir bedeni vardı. Yüzü hâlâ belirsizdi. Ama gözleri görünüyordu. İki karanlık yıldız gibi yanıyordu. Defne ona baktı. Ve garip bir şey oldu. Korkmadı. Çünkü o gözlerde yalnızca kötülük görmedi. Acı gördü. "Sen..." dedi. "Hiç özgür olmadın." Karanlık durdu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra sesi ilk kez değişti. "Ne söyledin?" Defne bir adım yaklaştı. "Sen intikam istiyorsun." "Ama aslında istediğin şey bu değil." "Sen sadece görülmek istiyorsun." Kael şaşkınlıkla baktı. "Defne..." "Onu savunma." Defne başını salladı. "Hayır." "Onu savunmuyorum." "Onu anlamaya çalışıyorum." Karanlığın etrafındaki enerji dalgalandı. Sanki bu sözler ona zarar vermişti. Çünkü güçle savaşabilirdi. Ama anlaşılmakla baş etmek zordu. "Yüzyıllardır..." dedi. "Kimse bana bunu söylemedi." Defne sessiz kaldı. Karanlık tekrar yükseldi. Ama bu kez öfkeyle. "Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmez." "Ben unutulanların öfkesiyim." "Ben kaybedenlerin sesiyim." "Ve artık dünya beni hatırlayacak." Bir anda karanlık dalga halinde yayıldı. Kael Defne'nin önüne geçti. Azhan kılıcını kaldırdı. Muhafız eski mühürleri harekete geçirmeye çalıştı. Ama hiçbir şey olmadı. Çünkü eski mühürler artık onları dinlemiyordu. Defne anahtara baktı. Gümüş anahtar parlıyordu. Ama üzerinde yeni bir sembol vard…