56. BÖLÜM: Son Mührün Çağrısı
Yazar: Bircan Mazhar

56. BÖLÜM: Son Mührün Çağrısı Kadim savaş borusunun sesi arşivin bütün koridorlarında yankılanırken hiçbir şey hareket etmedi. Çünkü herkes biliyordu. Bu ses, bir savaşın başladığını değil... Yüzyıllardır ertelenen bir hesaplaşmanın sonunda geldiğini haber veriyordu. Su Ağacı'nın dalları gökyüzüne doğru uzandı. Daha önce sakin duran yapraklar rüzgâr olmadan hareket etmeye başladı. Her yaprakta farklı bir sembol beliriyor, her sembol geçmişte verilmiş bir yeminin izini taşıyordu. Defne, elindeki gümüş anahtara baktı. Artık onun yalnızca bir anahtar olmadığını biliyordu. Bu küçük metal parçasının içinde nesiller boyunca taşınan bir umut, bir korku ve tamamlanmayı bekleyen bir kader vardı. "Ben bunu yapamam." Sesi çok kısık çıkmıştı. Azhan hemen ona döndü. "Defne..." "Ya yanlış seçim yaparsam?" İlk kez gücünden değil, taşıdığı sorumluluktan korkuyordu. "Ya Lal'in bana bıraktığı şeyi koruyamazsam?" Azhan birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça konuştu. "Lal sana mükemmel olmanı bırakmadı." "Sadece seçme hakkını bıraktı." Defne gözlerini ona çevirdi. "Aradaki fark ne?" Azhan hafifçe başını eğdi. "Mükemmel olan hiç hata yapmaz." "Ama doğru seçimi yapan kişi..." "...hatasını bile korumak için kullanır." Bu sözler Defne'nin içinde bir yere dokundu. Çünkü Lal'in ona bırakmak istediği şey belki de güç değildi. Belki de asıl miras buydu. Seçebilme cesareti. Salonun diğer tarafında Kael sessizce Su Ağacı'na bakıyordu. Yüzyıllardır taşıdığı karanlık, ilk kez biraz hafiflemişti. Muhafız ona yaklaştı. "Onu koruyacaksın." Kael gözlerini kapattı. "Bu kez başarabilecek miyim?" Muhafız uzun süre cevap vermedi. Sonra sakince konuştu. "Sen onu bir kez kurtardın." "Şimdi ona inanmayı öğren." Kael acı bir gülümsemeyle başını salladı. "Yüzyıllardır unuttuğum şey buydu." "İnsanları korumaya çalışırken..." "...onların kendi yollarını bulmasına izin vermedim." Tam o sırada salonun duvarları büyük bir güçle sarsıldı. Siyah çatlaklar kapının çevresinden içeri doğru yayılmaya başladı. Karanlık artık yalnızca dışarıda değildi. Yaklaşıyordu. Azhan kılıcını kaldırdı. "Geliyorlar." Defne kaşlarını çattı. "Kim?" Azhan'ın yüzü ciddileşti. "İlk Mühür'ün düşmanları." "Yüzyıllardır saklananlar." Kapının arkasından ağır adımlar duyuldu. Bir... İki... Üç... Sonra taş kapılar büyük bir gürültüyle parçalandı. İçeri siyah pelerinler giymiş onlarca kişi girdi. Fakat onlar insan değildi. Gözlerinde boşluk vardı. Yüzlerinde hiçbir duygu yoktu. Sanki yalnızca tek bir emirle hareket eden gölgelerdi. En önde duran kişi diğerlerinden farklıydı. Elinde eski bir asa vardı. Asanın üzerinde aynı sembol bulunuyordu. Kırık daire. "Sonunda..." dedi yabancı. "Son varis ile karşılaştık." Defne bir adım öne çıktı. "Sen kimsin?" Adam gülümsedi. "Ben unutulan tarafın elçisiyim." "Biz sizin düşmanınız değiliz." Azhan sertçe güldü. "Yüzyıllardır mühürleri kırmaya çalışanlara düşman demeyeceksek ne diyeceğiz?" Elçi başını eğdi. "Gerçeği bilmeyenler her zaman korktukları şeye düşman der." Defne dikkatle ona baktı. "Ne istiyorsunuz?" Adamın bakışları doğrudan gümüş anahtara yöneldi. "Sadece hakkımız olanı." "Tamamlanmamış yeminin son parçasını." Salonun havası ağırlaştı. Kael öne çıktı. "Onu alamazsınız." Elçi onu görünce durdu. "Demek hâlâ buradasın." Kael'in yüzü sertleşti. "Bu kez kaçmayacağım." Elçi hafifçe gülümsedi. "Hayır." "Bu kez seçimini yapacaksın." Kael'in yüzündeki ifade değişti. Defne bunu fark etti. "Ne demek istiyor?" Kimse cevap vermedi. Çünkü elçi asayı yere vurdu. Yerin altında büyük bir enerji hareketlendi. Su Ağacı'nın kökleri arasından eski bir görüntü yükseldi. Lal... Kael... Ve küçük Defne... Ama görüntünün içinde bir şey farklıydı. Lal, bebeği Kael'e verirken ağlıyordu. Ve ona söylediği sözler duyuluyordu. "Onu koru." "Ama bir gün..." "Karşına geçerse..." "...onu durdurma." Defne'nin yüzü bembeyaz oldu. "Ne?" Kael gözlerini kapattı. Çünkü yıllardır sakladığı gerçek artık ortaya çıkmıştı. Lal ona yalnızca Defne'yi korumasını söylememişti. Ona bir gün Defne'nin kendi kaderin…