55. BÖLÜM: Işığın Hatırladığı İsim
Yazar: Bircan Mazhar

55. BÖLÜM: Işığın Hatırladığı İsim Gümüş anahtarın içinden yükselen ışık, tek bir parıltı olarak kalmadı. Salonu doldurdu. Taş duvarlara işlenmiş kadim semboller birer birer aydınlandı. Su Ağacı'nın kararmaya başlayan dalları yeniden titreşti. Gölde sönmüş gibi görünen binlerce ışık, derin bir uykudan uyanır gibi yavaşça yeniden parlamaya başladı. İlk İhanet gözlerini kıstı. Yüzündeki alaycı tebessüm ilk kez silinmişti. "Demek..." "Lal gerçekten başarılı olmuş." Defne, anahtarı iki eliyle kavradı. "Sen kimsin?" Varlık birkaç adım daha yaklaştı. Adımlarının altında siyah çatlaklar oluşuyor, çatlaklar suya ulaştıkları yerde onu karanlığa dönüştürüyordu. "Ben..." "...bir zamanlar sizin gibi bir muhafızdım." Azhan'ın yüzü gerildi. "Hayır..." "Bu doğru olamaz." Muhafız ağır ağır başını eğdi. "Doğru." Sesi yorgundu. "İlk İhanet, doğuştan karanlık değildi." "Bir zamanlar yemini edenlerden biriydi." Defne'nin nefesi kesildi. "O zaman neden..." Muhafız gözlerini kapattı. "Çünkü en büyük karanlık..." "...ışığı en iyi tanıyanların içinden doğar." Salon sessizliğe gömüldü. İlk İhanet, Su Ağacı'nın gövdesine dokundu. Parmaklarının değdiği yerde siyahlık biraz daha yayıldı. "Yüzyıllar boyunca beni canavar olarak anlattınız." "Ama kimse neden sustuğumu anlatmadı." Defne dikkatle onu dinliyordu. "Lal seni mühürledi." Varlık acıyla gülümsedi. "Hayır." "Beni mühürleyen Lal değildi." "O..." "...beni kurtarmaya çalıştı." Bu sözler, salondaki herkesi şaşkına çevirdi. Azhan istemsizce bir adım geri çekildi. "Bu imkânsız." "Lal, seni durdurmak için hayatını adadı." İlk İhanet başını salladı. "Evet." "Çünkü artık kurtarılacak hâlim kalmamıştı." Derin bir sessizlik çöktü. Muhafız ağır adımlarla Defne'nin yanına geldi. "Şimdi gerçeği öğrenmelisin." Elini Defne'nin alnına koydu. O anda dünya kayboldu. Defne gözlerini açtığında bambaşka bir yerdeydi. Gökyüzü masmaviydi. Rüzgâr, çiçek kokularını taşıyordu. Su Ağacı... Henüz küçücük bir fidandı. Etrafında genç muhafızlar eğitim görüyordu. Aralarında iki kişi dikkat çekiyordu. Biri genç Lal... Diğeri ise siyah saçlı, gülümseyen bir adam. İlk İhanet... Ama o zamanlar adı başka bir şeydi. Çocuklar onun peşinden koşuyor, o da kahkahalarla onlara su damlalarından küçük kuşlar yapıyordu. Defne şaşkınlıkla izledi. "Bu..." "Gerçekten o mu?" Muhafız'ın sesi rüzgârın arasından duyuldu. "Evet." "O zamanlar adı Kael'di." "Lal'in en yakın dostu." Defne'nin gözleri doldu. İki genç muhafız, Su Ağacı'nın altında oturmuş geleceği konuşuyorlardı. Lal gülerek, "Bir gün bu emaneti bizden daha iyi koruyacak biri gelecek." dedi. Kael ise gökyüzüne bakarak cevap verdi. "Ben o günü göremem belki." "Ama gelirse..." "...onu kendi evladım gibi korurum." Defne'nin boğazı düğümlendi. "Evladım..." Kelime zihninde yankılandı. Bir anda yeni görüntüler belirdi. Yağmurlu bir gece... Alevler içindeki bir köy... Kucağında ağlayan küçücük bir kız çocuğu... Onu sımsıkı tutan aynı adam... Yüzü... Artık çok net görünüyordu. Defne'nin dizleri titredi. "Hayır..." "Bu..." "Benim." Kael, küçük Defne'yi pelerinine sarıyor, onu kimsenin göremeyeceği gizli bir geçide bırakıyordu. Tam ayrılacağı sırada eğilip alnına bir öpücük kondurdu. "Yaşamalısın." "Bir gün gerçeği sen tamamlayacaksın." Görüntü dağıldı. Defne yeniden salona döndüğünde gözyaşlarını durduramıyordu. İlk İhanet sessizce ona bakıyordu. "Şimdi beni hatırlıyor musun?" Defne başını iki yana salladı. "Hatırlamıyorum..." "...ama kalbim seni tanıyor." Kael'in gözleri doldu. Yüzyıllardır ilk kez yüzündeki karanlık çatlamaya başlamıştı. "Bu bana yeter." Tam o anda Su Ağacı şiddetle sarsıldı. Tavan boyunca uzanan siyah çatlaklar büyüdü. Muhafız endişeyle gökyüzüne baktı. "Geç kaldık." Azhan kılıcını kaldırdı. "Neye?" Muhafız'ın sesi bu kez sertti. "Mührün eksik parçası uyandı." Salonun merkezindeki göl kaynamaya başladı. Suyun ortasında parlak bir küre yükseldi. Kürenin içinde altın renkli bir mühür dönüyordu. Fakat mühür eksikti. Ortasında, gümüş anahtarın tam oturacağı büyüklükte boş bir yuva v…