53. BÖLÜM: Gerçeğin Muhafızı
Yazar: Bircan Mazhar

53. BÖLÜM: Gerçeğin Muhafızı "Hoş geldin, son varis..." Kadim ses, suyla örülmüş salonun kubbesinde yankılanırken zaman yeniden yavaşladı. Defne olduğu yerde donup kalmıştı. Taştan heykelin gözlerindeki ışık, sıradan bir parıltı değildi. O ışığın içinde gökyüzü vardı... Denizler vardı... Doğan ve ölen medeniyetler vardı. Sanki dünyanın bütün hafızası tek bir bakışın içine sığdırılmıştı. Azhan dizlerinin üzerine çöktü. Başını öne eğdi. Defne şaşkınlıkla ona baktı. "Ne yapıyorsun?" Azhan'ın sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. "Biz... İlk Muhafız'ın huzurundayız." Salonu derin bir sessizlik kapladı. Heykel yavaşça ayağa kalktı. Taş bedeni çatırdamaya başladı. Omuzlarından küçük taş parçaları dökülüyor, her parçanın altından berrak su gibi parlayan bir ten ortaya çıkıyordu. Yüzyıllardır taşın içinde uyuyan kadın yeniden nefes aldı. İlk nefesiyle birlikte gölün üzerindeki bütün ışıklar aynı anda yükseldi. Binlerce ruh... Binlerce anı... Hepsi salonun tavanında yıldızlar gibi dönmeye başladı. Kadın, Defne'ye doğru baktı. "Benim adım artık unutuldu." "Çünkü isimler zamana aittir." "Ama sen bana, Muhafız diyebilirsin." Defne yavaşça yaklaştı. "Gelmemi sen mi istedin?" Kadının yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Hayır." "Buraya kendi iradenle geldin." "Bu yüzden kapılar sana açıldı." Defne'nin aklı hâlâ karışıktı. "Lal..." "Gerçek İlk Anne olmadığını söyledi." Muhafız başını eğdi. "Lal, insanlığın gördüğü ilk annedir." "Ben ise yeminin başladığı ilk kişiyim." "Emanet bana verildi." "Ben onu Lal'e bıraktım." "Lal senden önce gelenlere..." "Ve sonunda emanet sana ulaştı." Defne boynundaki anahtara baktı. "O hâlde bu anahtar..." "Bir eşya değil." Muhafız yavaşça elini uzattı. "Göster bana." Defne tereddüt etti. Sonra anahtarı avucuna bıraktı. Anahtar kadının eline değer değmez salonun zemini ışıkla kaplandı. Duvarlarda daha önce görülmemiş semboller belirdi. Bir nehir... Bir ağaç... Ve ağacın köklerine bırakılmış küçük bir beşik... Azhan nefesini tuttu. "Bu..." Muhafız gözlerini kapattı. "Evet." "İlk Yemin." Suyun içinden yeni bir görüntü yükseldi. Genç bir kadın... Kucağında yeni doğmuş bir bebek... Gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplıydı. Toprak çatlıyor, uzaklarda şehirler yanıyordu. Kadın bebeği ağacın köklerine bıraktı. Sonra diz çökerek ellerini gökyüzüne kaldırdı. "Eğer karanlık yeniden doğarsa..." "Benden sonrakini koruyun." Bu sözlerle birlikte kadın avucunu kesti. Kanı toprağa düştü. Fakat yere ulaşmadan önce suya dönüştü. İşte o anda ağacın kökleri canlandı. Bebek altın renkli bir ışığın içinde kayboldu. Defne'nin gözlerinden yaşlar süzüldü. "Bunu neden bana gösteriyorsun?" Muhafız ona uzun uzun baktı. "Çünkü aynı seçim şimdi senin önünde." Salondaki bütün ışıklar söndü. Ortada yalnızca Defne kaldı. Ve onun tam karşısında iki kapı belirdi. Birinci kapının üzerinde güneş işlenmişti. İkincisinin üzerinde kırık daire... Muhafız'ın sesi karanlığın içinden yükseldi. "Bir kapı geçmişi kurtarır." "Diğeri geleceği." "Ama ikisini birden seçemezsin." Defne'nin yüreği sıkıştı. "Hayır..." "Bunun başka bir yolu olmalı." Muhafız sessiz kaldı. Tam o sırada Arven öne çıktı. İlk kez diz çöktü. "Lütfen..." "Bütün yükü ona bırakmayın." Defne şaşkınlıkla ona baktı. Arven başını kaldırdı. Yüzündeki gölgeler ilk kez dağılıyordu. Gözlerinde derin bir pişmanlık vardı. "Bu lanetin başlamasında benim de payım var." Azhan irkilerek ayağa kalktı. "Ne dedin?" Arven gözlerini kapattı. "Yüzyıllar önce..." "Kırık daireyi ben oluşturdum." Salonu ağır bir sessizlik kapladı. Defne'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. "Lal'in sakladığı sır..." "Bu muydu?" Arven başını iki yana salladı. "Hayır." "Asıl sır..." Sesi titredi. "...Lal'in beni affetmiş olmasıydı." Tam o anda salonun derinliklerinden güçlü bir sarsıntı yükseldi. Su Ağacı'nın dalları şiddetle sallanmaya başladı. Gölde yüzen binlerce ruh bir anda huzursuzca dönmeye başladı. Muhafız'ın yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti. "Karanlık..." "Burayı buldu." Salonun girişindeki kadim kapılar büyük bir gürültüyle…