51. BÖLÜM: Uyanan Hatıra
Yazar: Bircan Mazhar

51. BÖLÜM: Uyanan Hatıra Lal'in son fısıltısı taş odanın duvarlarında yankılanırken zaman yeniden parçalanmaya başladı. "...Neden böyle yapmak zorunda kaldığımı anlayacaksın..." Sözler havaya karışmadı. Yaşayan bir mühür gibi odanın içine yayıldılar. Defne'nin göğsünde asılı duran gümüş anahtar aniden alev gibi parladı. Ancak bu, yakıcı bir ışık değildi. Yumuşak, sıcak ve tarif edilemeyecek kadar tanıdık bir parıltıydı. Işık büyüdükçe bütün oda görünmez dalgalarla titremeye başladı. Küvetin içindeki su, sanki görünmeyen bir el tarafından hareket ettiriliyormuş gibi dönmeye başladı. Önce yavaş... sonra giderek hızlanarak... Su damlaları yer çekimine meydan okuyarak havaya yükseldi. Her damla küçük bir yıldız gibi parlıyor, odanın içinde dönerek görünmez bir çember oluşturuyordu. Defne nefesini tuttu. "Bu... ne oluyor?" Azhan cevap vermedi. Çünkü onun gözlerinde ilk kez gerçek bir şaşkınlık vardı. Suyun oluşturduğu çemberin tam ortasında yeni bir görüntü belirdi. Bu kez yalnızca bir hatıra değildi. Canlıydı. Sanki geçmiş, bugünü fark etmişti. Lal yavaşça başını kaldırdı. Gözleri doğrudan Defne'ye çevrildi. Aralarında yüzyıllar vardı. Ama o bakışta hiçbir uzaklık yoktu. Defne'nin kalbi göğsüne sığmayacak kadar hızlı atıyordu. "Bu... mümkün değil..." Lal gülümsedi. Yorgun ama umut dolu bir gülümsemeydi bu. "Duyabiliyorsan..." dedi usulca. "...demek ki zaman nihayet kırıldı." Azhan irkildi. "Hayır..." "Bu yalnızca bir anı değil." "Hatıranın kendisi konuşuyor." Odanın içindeki bütün mumlar aynı anda uzayıp kısaldı. Duvarlardaki su sembolleri hareket etmeye başladı. Taşların arasından ince su çizgileri akıyor, sanki binlerce yıldır uyuyan damarlar yeniden canlanıyordu. Defne farkında olmadan bir adım öne çıktı. "Lal..." Kadının gözleri yumuşadı. "Bana bu isimle seslenen son kişi..." dedi. "...çok uzun zaman önce öldü." Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Defne'nin boğazı düğümlendi. "Ben..." "...sana yardım edebilir miyim?" Lal başını hafifçe salladı. "Hayır." "Artık bana yardım edemezsin." "Fakat onların yardımına ihtiyacı olacak." Defne kaşlarını çattı. "Onlar kim?" Lal cevap vermedi. Ellerini yavaşça karnının üzerine koydu. Küçük ama anlamlı bir hareketti. Defne'nin gözleri büyüdü. İçinde büyüyen çocuğu işaret ediyordu. "Her şey..." diye fısıldadı Lal. "...onunla başlayacak." O anda odanın içindeki bütün ışık söndü. Sadece küvetin içindeki su parlıyordu. Su bir aynaya dönüştü. Ancak bu ayna geçmişi göstermiyordu. Henüz yaşanmamış zamanı gösteriyordu. Defne görüntüye baktığında dizlerinin bağı çözüldü. Sisler arasındaki devasa bir şehir... Gökyüzünü yaran siyah kuleler... Yıkılmış tapınaklar... Alevler içinde kalan kutsal orman... Gökyüzünden düşen sayısız gümüş anahtar... Ve onların tam ortasında duran genç bir kadın... Yüzü seçilemiyordu. Ama boynunda Defne'ninkiyle aynı anahtar vardı. Arkasında yüzlerce insan diz çökmüş bekliyordu. Tam karşısında ise karanlıktan yapılmış devasa bir varlık yükseliyordu. Ne insan... Ne gölge... Ne de bilinen herhangi bir yaratık... Sanki bütün korkuların birleşmiş hâliydi. Gözlerini açtığında gökyüzü bile kararmaya başladı. Defne istemsizce geri çekildi. "Bu..." "Gelecek mi?" Lal uzun süre sustu. Sonunda tek bir cümle söyledi. "Gelecek..." "...henüz kararını vermedi." Tam o sırada odanın derinliklerinden tok bir ses yükseldi. TAK... TAK... TAK... Sanki taş zeminde biri yürüyordu. Ama kimse görünmüyordu. Azhan anında kılıcını çekti. "Birisi bizi izliyor." Ses tekrar duyuldu. Bu kez daha yakından. TAK... TAK... Duvarlardan biri yavaşça çatladı. Çatlak büyüdükçe içinden siyah bir duman yükselmeye başladı. Odanın sıcaklığı bir anda düştü. Mumların alevi maviye döndü. Defne'nin nefesi buharlaşıyordu. Azhan'ın yüzü soldu. "Hayır..." "O burada olmamalı." Defne şaşkınlıkla baktı. "Kim?" Azhan cevap vermeden önce duman insan biçimini almaya başladı. Uzun siyah bir pelerin... Yüzü tamamen gölgelerin içinde saklıydı. Sadece iki gümüş göz seçiliyordu. O gözler doğrudan Lal'e çevrildi. Lal'in huzurlu yüzün…