45. Bölüm: Üçüncü Emanet
Yazar: Bircan Mazhar

45. Bölüm: Üçüncü Emanet Mavi kristal mühür, gölün tam ortasında yükselen su sütununun içinde ağır ağır dönüyordu. Kristalin yüzeyine işlenmiş üç ince dalga, kırık bir daire ve merkezindeki küçük mühür sembolü, her dönüşünde gölün durgun suyuna mavi halkalar yayıyordu. Defne nefesini tuttu. Gümüş anahtar yeniden titreşti. Bu kez yalnızca sıcaklık vermiyor, sanki uzun yıllardır kayıp olan bir parçayı yeniden hissetmenin özlemiyle atıyordu. Lal, elindeki ahşap kutuyu göğsüne yaklaştırdı. “Üç emanet…” “…birbirinden ayrı yaratılmadı.” “Onlar tek bir yeminin üç nefesidir.” Defne sessizce dinliyordu. Lal, göle doğru baktı. “İlki yolu açar.” “İkincisi hafızayı korur.” “Üçüncüsü ise…” Sesi hafifçe titredi. “…kalbi seçer.” Tam o anda gölün yüzeyi yeniden dalgalandı. Suyun içinden yükselen sayısız ışık tanesi, Defne’nin çevresinde dönmeye başladı. Her ışığın içinde kısa bir yaşam parlıyordu. Bir anne çocuğunu kucağına alıyordu. Yaşlı bir adam eski bir kitabı kapatıyordu. İki kardeş birbirine sarılıyordu. Bir savaşçı son nefesinde gülümsüyordu. Defne, bunların yalnızca görüntü olmadığını hissetti. Bunlar, Hatırlayan Taşlar’ın koruduğu gerçek hayatların yankılarıydı. Lal usulca konuştu. “Hatıralar yalnızca geçmiş değildir.” “İnsanların birbirine bıraktığı en büyük emanettir.” Birden gökyüzü karardı. Gümüş renkli ışık yerini ağır bulutlara bıraktı. Sakin gölün ortasında siyah halkalar oluşmaya başladı. Lal’in yüzündeki huzur kayboldu. “Başladı…” Defne endişeyle sordu. “Ne başladı?” Lal cevap vermeden gölün derinliklerini işaret etti. Suyun altından uzun gölgeler yükseliyordu. İnsan biçimindeydiler. Fakat yüzleri yoktu. Her biri siyah zincirlerle birbirine bağlıydı. Yavaşça suyun üzerine çıktılar. Attıkları her adımda göl kararıyor, ışık parçacıkları tek tek sönüyordu. Defne anahtarı kaldırdı. “Onlar da Gölge Muhafızları mı?” Lal başını iki yana salladı. “Hayır.” “Onlar…” “…Unutulanlar.” “Kimsenin adını anmadığı, kimsenin hatırlamadığı ruhlar.” İlk yaratık başını Defne’ye çevirdi. Yüzünün olması gereken yerde yalnızca dönen siyah bir boşluk vardı. İçinden boğuk sesler yükseliyordu. Yüzlerce farklı insanın aynı anda konuşmasına benziyordu. “Hatırla…” “Hatırla…” “Hatırla…” Ses giderek büyüdü. Defne’nin başı dönmeye başladı. Çocukluğundan parçalar… Gazeteciliğe başladığı ilk gün… Konakta geçirdiği ilk gece… Hepsi aynı anda zihnine doldu. Dizlerinin üzerine çöktü. Gümüş anahtarın ışığı zayıflamaya başladı. Lal hızla yanına geldi. “Defne!” “Seslerini dinleme!” “Onlar seni hatırlatmaya çalışmıyor.” “Seni kendilerine dönüştürmeye çalışıyor.” Defne güçlükle başını kaldırdı. “Ne yapmalıyım?” Lal avucunu Defne’nin göğsüne koydu. “Gördüğün her şeyi değil…” “…seni sen yapan tek şeyi hatırla.” Defne gözlerini kapattı. Kalbinin sesini dinledi. Karanlığın içinden bir görüntü yükseldi. Yağmur altında yürüyen küçük bir kız… Korkmasına rağmen geri dönmeyen genç bir gazeteci… Azhan’ın uzattığı el… Ve en sonunda… İlk Anne’nin sıcak gülümsemesi. Defne’nin kalbi yeniden sakinleşti. Gümüş anahtar güçlü bir ışıkla parladı. Altın ışık gölün üzerine yayıldı. Unutulanlar birer birer durdu. Zincirleri çatlamaya başladı. İlk zincir kırıldı. Ardından ikincisi… Sonra üçüncüsü… Siyah gövdeler çözülürken içlerinden saydam ışıklar yükseldi. Yüzleri olmayan varlıkların yerini huzurlu insan siluetleri aldı. Her biri Defne’ye sessizce eğildi. Teşekkür eder gibi… Sonra gökyüzüne yükselerek kayboldular. Göl yeniden duruldu. Bulutlar dağıldı. Mavi kristal mühür, su sütununun içinden yavaşça aşağı indi. Bu kez doğrudan Defne’nin önünde durdu. Lal, ahşap kutuyu açtı. Kutunun içi boştu. “Artık onu ben koruyamam.” “Çünkü emanet…” “…yeni sahibini seçti.” Defne yavaşça elini uzattı. Parmakları mavi kristale değdiği anda ne göl kaldı ne de söğüt ağacı. Her şey parlak bir ışığın içinde eridi. Aynı anda taş salonda bekleyen Azhan, Nare ve Yaşayan Son Muhafız, Defne’nin etrafını saran mavi ve altın ışığın göğe yükseldiğini gördüler. Defne yavaşça gözlerini açtı. Sağ elinde gümüş anahtar v…