41. Bölüm: Köprünün İlk Sınavı
Yazar: Bircan Mazhar

41. Bölüm: Köprünün İlk Sınavı Taş köprünün ilk basamağı, Defne ayağını üzerine koyduğu anda derinlerden gelen tok bir sesle titreşti. Yer altı nehrinin uğultusu bir anda kesildi. Sanki akan sular bile beklemeye başlamıştı. Defne ikinci adımını atmak istedi. Fakat başaramadı. Görünmeyen bir güç ayaklarını olduğu yere sabitlemişti. Altın ışık ayaklarının altından yükselerek bütün köprüye yayıldı. Her basamak tek tek aydınlanıyor, üzerlerine kazınmış kadim yazılar yüzyıllardır ilk kez okunabilecek kadar belirginleşiyordu. Yaşayan Son Muhafız gözlerini kapattı. “Başladı…” Azhan köprüye yaklaşmak istedi. Ancak daha ilk adımında görünmez bir duvar onu geri itti. Dengesi bozuldu. Nare kolundan tutarak düşmesini engelledi. “Hayır.” “Bu yolu yalnızca seçilen yürüyebilir.” Defne arkasına baktı. “Ya size ihtiyacım olursa?” Nare’nin yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. “O zaman ihtiyacın olanı, yol sana gösterecek.” Tam o sırada köprünün üzerinde ince bir sis yükseldi. Sis ağır ağır şekillenmeye başladı. Önce silik bir gölge… Sonra bir insan… En sonunda da Defne’nin çok iyi tanıdığı bir yüz… Kendi yüzü. Karşısında duran genç kadın, onun birebir aynısıydı. Aynı gözler… Aynı saçlar… Aynı gümüş anahtar… Fakat bakışları buz gibiydi. “Sen…” diye fısıldadı Defne. Yansıması hafifçe gülümsedi. “Ben, hatırlamak istemediğin yanınım.” Sözleri köprünün taşlarında yankılandı. Defne’nin yüreği sıkıştı. “Ne demek istiyorsun?” “Yıllardır cevaplarını dışarıda arıyorsun.” “Ama en büyük sır…” “…hep içinde saklıydı.” Yansıması bir adım attı. Onun attığı her adımda köprünün altındaki nehir karararak siyaha dönüyor, suyun içinde unutulmuş yüzler belirip kayboluyordu. “İlk sınavın…” “…kendinden kaçmamaktır.” Bir anda çevredeki dünya değişti. Köprü kayboldu. Arşiv kayboldu. Defne kendini çocukluğunda gördüğü eski taş evin önünde buldu. Yağmur yağıyordu. Toprak ıslaktı. Kapının önünde küçük bir kız oturuyordu. Dizlerini kendine çekmiş, sessizce ağlıyordu. Defne yavaşça yaklaştı. Kız başını kaldırdı. Sekiz yaşlarındaydı. Ve… Küçük Defne’ydi. Genç kadının nefesi kesildi. Çocuk hâli ürkek gözlerle ona baktı. “Sen…” “…beni neden bıraktın?” Bu soru Defne’nin içine bir bıçak gibi saplandı. “Ben seni bırakmadım.” Küçük Defne başını iki yana salladı. “Bıraktın.” “Korktuğun gün…” “…beni burada yalnız bıraktın.” Bir damla gözyaşı yanağından süzüldü. Defne dizlerinin üzerine çöktü. Çocuğun gözlerindeki yalnızlık, bugüne kadar taşıdığı bütün acılardan daha ağırdı. O an İlk Anne’nin sesi yeniden yankılandı. “Hatırlamak, acıyı yeniden yaşamak değildir.” “O acıyı kabul etmektir.” Defne yavaşça elini uzattı. Küçük Defne önce tereddüt etti. Sonra titreyen parmaklarını onun avucuna bıraktı. Elleri birbirine değdiği anda yağmur durdu. Gökyüzündeki gri bulutlar yavaşça dağıldı. Taş ev ışığa dönüştü. Çocuk gülümsedi. “Artık yalnız değilim.” Bedeni binlerce altın parçacığa ayrıldı. Işık, Defne’nin göğsüne doğru akarak kayboldu. Bir sıcaklık bütün bedenini sardı. Sanki yıllardır eksik olan bir parçası yerine dönmüştü. Bir anda köprü yeniden ortaya çıktı. Defne hâlâ ilk basamağın üzerindeydi. Fakat artık önündeki ikinci basamak da ışıldıyordu. Üzerindeki tek kelime değişmişti. “Kabul.” Nare uzaktan sessizce başını eğdi. “İlk sınavı geçti.” Azhan derin bir nefes verdi. “Bu kadar kısa mıydı?” Yaşayan Son Muhafız gözlerini köprüden ayırmadan cevap verdi. “Hayır.” “Dışarıdan yalnızca birkaç nefes sürdü.” “Fakat köprünün içinde…” “…bazen yıllar geçer.” Tam Defne ikinci basamağa adım atacakken yer altı nehrinin öbür kıyısından uğursuz bir kahkaha yükseldi. Maskeli lider diz çökmüştü. Göğsündeki siyah mühür artık tamamen çatlamıştı. Çatlakların arasından yükselen koyu duman, gökyüzüne doğru kıvrılarak tek bir şekle dönüşüyordu. İnsan değildi. Gölge de değildi. Boynuzları andıran uzun çıkıntıları, geceden daha siyah bedeni ve kor gibi parlayan iki gözüyle o varlık yavaşça doğruldu. Yaşayan Son Muhafız’ın yüzündeki renk çekildi. Fısıltıyla konuştu. “Demek…” “…yalnızca mühür kırılmamış.” “Karanlı…