40. Bölüm: Hatıranın Köprüsü
Yazar: Bircan Mazhar

40 . Bölüm : Hatıranın Köprüsü Lal’in silueti, altın ışığın içinde belirdiği kadar sessizce kayboldu. Fakat bıraktığı his kaybolmadı. Defne’nin avucundaki gümüş anahtar, ilk kez yalnızca ısınmıyor; sanki görünmeyen bir yöne doğru çekiliyordu. İnce titreşimler kolundan omzuna, oradan bütün bedenine yayılıyor, kalbinin ritmi yer altı nehrinin uğultusuyla aynı ahenge ulaşıyordu. Arkasında savaş büyüyordu. Gölge Muhafızları su kalkanına birbiri ardına çarpıyor, her darbede mavi ışık dalgalar hâlinde yayılıyor, Muhafız’ın taş bedeninden yeni parçalar kopuyordu. Buna rağmen kadim koruyucu geri çekilmiyor, iki kolunu açmış, Defne ile taş yolun arasına yaklaşan karanlığı durdurmaya çalışıyordu. Azhan, kılıcını savurarak ilk gölgeyi geri püskürttü. Karanlık beden dağıldı. Ancak birkaç adım ötede yeniden birleşti. Azhan dişlerini sıktı. “Onları yenemiyoruz.” Yaşayan Son Muhafız bastonunu yere vurdu. “Çünkü onlar öldürülemez.” Defne başını çevirdi. “O hâlde nasıl durduracağız?” Yaşlı adamın gözleri taş yolun sonunda parlayan altın ışığa çevrildi. “Hatırlatarak.” Bu tek kelime, Defne’nin zihninde yankılandı. İlk Anne’nin sesi yeniden kulaklarında canlandı. “Hatırlamak… yalnızca geçmişi görmek değildir.” “İnsana kim olduğunu geri vermektir.” Tam o sırada en öndeki Gölge Muhafızı su kalkanını aşmayı başardı. Uzun, karanlık eli Defne’ye doğru uzandı. Genç kadın içgüdüsel olarak gümüş anahtarı kaldırdı. Anahtarın ucundan yayılan altın ışık yaratığın göğsüne dokundu. Beklenmedik bir şey oldu. Gölge Muhafızı saldırmadı. Olduğu yerde dondu. Simsiyah bedeninin içinde ince çatlaklar oluştu. Çatlaklardan altın renkli ışık süzülmeye başladı. Ardından karanlığın içinden yaşlı bir adamın yüzü belirdi. Yüzü yorgundu. Ama gözleri huzurluydu. Dudakları güçlükle kıpırdadı. “Ben…” “…hatırlıyorum.” Bir damla gözyaşı karanlık yüzünden süzüldü. Sonra bütün beden ince ışık parçalarına ayrılarak yer altı nehrine karıştı. Salon sessizliğe büründü. Nare derin bir nefes verdi. “Demek doğruymuş.” Defne şaşkınlıkla ona baktı. “Neyin doğru olduğu?” “Gümüş Anahtar…” “…karanlığı yok etmiyor.” “Unutulan hatırayı geri çağırıyor.” Maskeli lider öfkeyle haykırdı. “Hayır!” Asasını iki eliyle kavrayıp yeniden yere vurdu. Bu kez geride bekleyen bütün Gölge Muhafızları aynı anda harekete geçti. Onlarca karanlık siluet, dalga gibi taş salona yayıldı. Muhafız su kalkanını genişletmeye çalıştı. Ancak bedenindeki çatlaklar derinleşmişti. Yosunlarla kaplı omzundan büyük bir taş parçası koparak nehre düştü. Yaşayan Son Muhafız, Defne’nin omzuna dokundu. “Seni seçen emanetin bir nedeni var.” “Artık gitmelisin.” Azhan hemen itiraz etti. “Onu yalnız gönderemeyiz.” “Nereye gideceğini bile bilmiyoruz.” Yaşlı adam hafifçe gülümsedi. “Hayır.” “Yol biliyor.” Defne, nehrin üzerinde uzanan taş basamaklara baktı. Basamaklar artık daha belirgindi. Her taşın üzerinde farklı bir isim parlıyordu. Bazıları silinmişti. Bazıları okunabiliyordu. Defne ilk basamağa yaklaştığında altın harfler değişmeye başladı. Yavaşça tek bir kelime oluştu. “Defne.” Ardından ikinci basamak aydınlandı. “Güven.” Üçüncüsü… “Fedakârlık.” Dördüncüsü… “Hatırla.” Nare sessizce konuştu. “Bu, Hatıranın Köprüsü.” “Her basamak, yürüyenin kalbini tartar.” “Yalan söyleyen geçemez.” “Korkusundan kaçan ilerleyemez.” “Geçmişini inkâr eden ise…” Sözünü tamamlamadı. Çünkü köprünün en uzak ucunda yeni bir ışık belirmişti. İnce sis ağır ağır dağıldı. Taş kemerlerin arasında eski bir kapı yükseliyordu. Kapının tam ortasında üç boş yuva vardı. Birinde gümüş anahtarın şekli işlenmişti. İkisi ise hâlâ boştu. Defne derin bir nefes aldı. Artık emanetin neden “ilk parça” olduğunu anlamaya başlamıştı. Üçüncü Mühür’e ulaşmak için yalnızca cesaret yetmeyecekti. Üç emanet yeniden bir araya gelmeden… Son Kapı asla tamamen açılmayacaktı. Tam o anda köprünün ilk basamağı yumuşak bir ışıkla parladı. Sanki kadim yol, yüzyıllardır beklediği yolcuyu ilk adımını atması için sessizce çağırıyordu.